orada-almayan-seyler-ekin-gokgoz-merdiven-alti-yazar

Orada Olmayan Şeyler – Ekin Gökgöz

         Majid sahip olamayacağı şeyler için asla acı çekmezdi. Ona bunu nasıl yaptığını sordum. Bana inci gibi dişleriyle gülümsedi.

         Canım arkadaşım benim. Acı çekmediğimi nerden biliyorsun?

         Çünkü sen hep neşeyle keman çalıyorsun ve rengarenk kazaklar giyiyorsun.

         Ama bu acı çekmediğim anlamına gelmez ki. Aksine ben acı çekmeyi çok severim.

         Sonra yüzünü güneşe döndü ve kemanıyla kederli bir ezgi çaldı. Biri elleriyle yüreğimi sıkıyor gibi hissetmiştim. Zihnimde gökyüzünü örten gri bulutlar canlanmıştı. Hayatımdaki bütün kayıpları hatırladım birden.

         Majid kemanı bırakıp bana döndü. Yüzündeki çizgiler gerilmişti, gözleri hakiki yaşlarla doluydu. Yine de dudaklarındaki gülüşü silmeye yetmemişti bu.

         Gördün mü? İşte böyle. Acı çekmek sanattır.

         Peki sen sahip olamadığın şeylerle nasıl mücadele ediyorsun?

         Asla mücadele etmem. Hatta onların beni yenmesine izin veririm. Benim için her acı tatlı bir kamp ateşi gibidir. Ben o ateşe girer ve kül olana dek yanarım.     

         Nasıl? Lütfen bana da öğret. Çünkü benim içimde gittikçe büyüyen bir boşluk var.

         Majid yerinden kalktı ve bana biraz çalı çırpı toplamamı söyledi. Bir cevizin altında bulduğum bütün çürük dalları ona getirdim. Onları bir araya topladık ve ateşe verdik. Alevlerin gölgesi boyumuzu aşana dek beklememizi söyledi Majid. Sabırla bekledim.

         Şimdi iyi izle. Bunu yapmayı babamdan öğrendim. Ona da nenem öğretmiş.

         Sonra sakince alevlerin içine adım attı. Ayakları tutuşmuştu bile.

         Gördün mü? Dedem Seine nehrinde kıyıya vurduğunda nenem onun yasını böyle tutmuş. Babam Paris’in sokakları burnunda tüttüğünde kendisi için bir ateş yakardı. Kasbah’ın köylüleri yüz yıldır taş evlerinde bu ateşten yakıyorlar. Ben rahmetli anamı ne zaman hatırlasam bu ateşe girerim.

         Canın hiç yanmıyor mu?

         Hem de nasıl! Ama kemiklerime işleyince bir şeyim kalmayacak. Ateşin bir parçası olacağım. Acının içinden geçeceğim. Gör bak!

         Karnı bir girdap gibi tüm bedenini içine çekiyordu. Kor bir küreye dönüşüyordu Majid. Teninden esmer kabuklar parça parça alevlerin içine düşüyordu.

         Seni böyle görmek beni hüzünlendiriyor. Sen yakışıklı Majid’sin. Köyün kızları sana güzel yüzlü çocuk derler.  Herkes seni aşkla dinler. Sen çalınca bülbüller bile susar.

         Canım arkadaşım benim. Bunların bir önemi yok. Ben çalarsam anamın hatırı için çalarım.

         Toprağı bol olsun.

         Bana Cezayir’i güzel hatırla derdi anam ama unuttum işte. İnsan memleketini yıldızlara çizemiyor. İnsan ne anasını ne de toprağını yıldızlara çizemiyor. Bunlar sahip olamayacağım şeyler listesine girer mi?

         Sanırım girer. Üzgünüm.

         Majid eğri büğrü ağzıyla gülümsedi. Gamzeleri hala canlıydı.

         Her şey bittiğinde ne olacak peki?

         Küllerimden doğacağım. Merak etme, defalarca yaptım bunu.

         Sonra iyice tüttü Majid, pat diye düştü birden çenesi. Her yanı ayrı ayrı eridi zavallı arkadaşımın. Dökülüverdi yere. Ben öylece izledim. Ayaklarımın dibinde bir kül yığını kalana dek seyrettim. Alevlerin öfkesi gittikçe küçüldü, söndü. Ondan geri kalanların önünde diz çöktüm. Küllerin arasında bir çift göz bana bakıyordu. Işıltılı bir elmas gibi parlıyordu gözler, kendimi gördüm içinde. Gülüyorlardı sanki. İçi gülüyordu gözlerin.

         Rüzgar süpürmeden aldım o gözleri oradan. Gömleğimin cebine nazikçe koydum. Eğer Majid dediği gibi yeniden doğacaksa belki onlara ihtiyacı olurdu. Belki gözleri eksik olduğu için dünyaya bakamaz ve kalbi kırılırdı. O zaman ben de avucuna bırakırdım bu gözleri. İşte, onları senin için sakladım Majid. Böylece keyfi yerine gelirdi. Böylece sahip olamadığı şeyler için acı çekmezdi.

         Eve dönerken asla sahip olamayacağım şeyleri düşündüm. O kadar çoktular ki hepsi için bir ateş yaksam çektiğim acı dayanılmaz olurdu. Açıkçası buna cesaretim yoktu. En iyisi Majid’in dönmesini beklemeliydim. Belki o benim için de bir ateş yakar ve içinden geçerdi. Ne de olsa o her türlü acının içinden geçebiliyordu. Benim için yanarken ben de onun başında beklerdim. Onun gözlerini toplardım, saklardım onları, kendi gözüm gibi bakardım onlara.

         Sevgili Majid kırmazdı beni.



Ekin Gökgöz

Sosyal Medyada Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: