Mart 29, 2020
The-Blue-Circus

Cara Delevingne – Ekin Gökgöz

The-Blue-Circus

Yo listen up, here’s the story
About a little guy that lives in a blue world
And all day and all night and everything he sees is just blue
Like him, inside and outside

Eiffel 65, Blue

Oğlan dedi ki sen Cara Delevingne’e benziyorsun.

Benim adım Büşra dedi kız. Bana Büşra diyebilirsin.

         Ben de Selim.

         Büşra.

         Selim.

         Saçlarım mı benziyor, gözlerim mi?

         İkisi de dedi oğlan.

         Sen yine de bana Büşra dersin.

         Olur.

         Yağmur çiseliyordu. Birlikte gökkuşağının altından geçtiler. Ufukta güzel kokulu çamlar bir çizgi halinde uzanıyordu.

         Benim Cara Delevingne olmam imkansız dedi kız. Genelde kendimden nefret ederim.

         Oğlan ölümcül yaralara iyi gelecek bir teselli düşündü.

         Ben de otistiktim. Çocukken ucube derlerdi. Kendi etrafında dönen şeylere takıntım var.

         Kız buna güldü. Dişleri inci gibi parlıyordu.

         Kendi etrafında dönen şeyleri açıkla dedi.

         Dalından düşen her yaprak kendi etrafında döner dedi oğlan.

         Başka?

         Dünya deyiverdi oğlan.

         O zaman hepimiz, yani her şey kendi etrafında döner dedi kız. Sonra kollarını iki yana açıp başını göğe kaldırdı ve dönmeye başladı. Kendi etrafında dönen bulutları ve kuş sürülerini gördü kız.

         Zaman da kendine döner dedi sonra. Hatta insan bile!

         Ondan pek emin değilim dedi oğlan. Ayağıyla nemli toprağı eşeliyordu. İnsan buraya dönüyor.

         Nerden biliyorsun ki?

Kızın saçları etrafında benekli bir kelebek uçuşuyordu. Oğlan takıntılı bakışlarıyla kelebeğin hareketlerini takip etti. Kız bunu fark edince yine güldü. Güneş burçak saplarını sarıya boyuyordu.

Yağmurun altında burçak tarlasından geçtiler. Elleri burçaklara değdi. Kızın saçları oğlanın omzuna düştü. Anne karnında olduğunu düşündü oğlan.

Belki de sen haklısın dedi kıza. Kız ona göz kırptı ve küçük bir tepenin yamacındaki dereyi işaret etti. Birlikte yürüdüler.

Suyun dibi en az gökyüzü kadar berraktı. İçinde minik, beyaz balıklar yüzüyordu. Üstündekileri çıkarıp suya girdiler. Balıklar bacaklarının arasından tek sıra halinde geçiyorlardı. Kız bir tanesini eline alıp sordu.

Balıklar ölümü düşünür mü?

Bilmedikleri bir şeyi düşünmezler herhalde dedi oğlan. Sonra kendini suyun akışına bıraktı. Kız da aynısını yaptı. Balıkları takip ettiler ve dere onları güzel kokulu çamların kıyısına dek götürdü. Orada, çam yapraklarına sırtüstü uzanıp sessizliği paylaştılar.

İstersen bana Cara Delevingne diyebilirsin dedi kız. Ama benim kemikli bir burnum ve biraz uzun bir boynum var. Bunu da unutma. İnsan neyse o işte. Yine de istediğini diyebilirsin.

Oğlan kızın çıplak omuzlarından süzülen bir su damlacığını büyülenmiş gibi izledi. Kız elleriyle gülüşünü gizlemeye çalıştı. Sonra oğlanın başını kaldırıp yüzünü iyice yaklaştırdı. Gözlerimi takip etsene, bak onlar da kendi etrafında dönüyor. Oğlanın bakışları hemen kızın masmavi ve ışıltılı gözlerinin peşine düştü.

Dinle dedi kız. Dünyanın kenarında durup aşağı bakmak ister misin?

Nasıl?

Şu güzel kokulu çamların ardında dünyanın sonu var. Sonsuz bir uçurumla bitiyor.

O zaman böyle iyi dedi oğlan.

Bana inanmıyorsun dedi kız. Ya da hakikati bilmek işine gelmiyor. Sonra şaşı bakarak dilini çıkardı. Oğlan buna güldü. Kız arkasını dönüp ona iyice sokuldu.

Elini sırtıma koy o halde.

Yağmur çoktan dinmişti. Kızın saçları güneşin altındaki burçak sapları gibi parlıyordu. Oğlan parmaklarını kızın ıslak teninde gezdirdi, sonra avucunu usulca bastırdı. Kız ona omzunun üstünden bakıp göz kırptı. Ve ellerini karnında birleştirip kendini uykuya bıraktı. Oğlan bir süre onun nefesini dinledi ve gözkapakları ağırlaşırken kızın kalbinin yumuşak sıcaklığı elinden tüm bedenine yayıldı.

Şimdilik hakikati böyle bir şeye benzetebilirdi. Bunun kimseye zararı dokunmazdı.




Ekin Gökgöz

Sosyal Medyada Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: