Arkadaş Pazarında Nietzsche – Ali Akkoç


              O zamanlar, yirmi beş yaşındaydım, üniversiteden mezun olalı iki yıl olmuştu ve ben hala işsizdim. Kitap okumasını seviyor kendimce kısa şiirler yazıyordum. Yaşım yirmi beşti ve ben hayatım boyunca kitaplar ve şiirler dışında hiç bir işle meşgul olmamıştım. Benimle aynı üniversiteden mezun olan B ile aynı sokakta oturuyorduk. Ara sıra ona gidip okuyacak kitap alır bazen de o bize gelir kitaplardan konuşurduk. İkimiz de felsefe bölümünden mezun olmuştuk. İkimizin de parasal sorunları vardı ve bunu kısa zamanda çözmeliydik. Parasal sorun yüzünden ikimiz de ev kirasını ödemekte zorluk çekiyor ve ev sahibesinin bizi her gün evden çıkarma tehditleriyle yaşıyorduk. Bu durum çoğu insan için içler acısı olabilir ama bizim için değildi. Bizim tek korkumuz kitap okuyup birlikte kitaplar üzerine konuşabileceğimiz küçük de olsa bir yere ihtiyaç duymamızdı ama para olmayınca kalacak bir yer bulmak bile hayaldi.
             Yirmi beş yaşımda kasımın on sekizinde ev sahibesi tüm eşyalarımı evin önüne atmış kitaplarım ve eşyalarım sokağın ortasına saçılmıştı. Bu olayın yalnızca benim başıma geldiğini düşünüyordum ta ki B kısa bir süre sonra benim yanıma gelip kendisinin de aynı durumda olduğunu söyleyene dek. O gece yani kasımın on sekizinde tüm eşyalarımızı kitaplarımız da dahil olmak üzere yaktık. Yalnızca üzerimizdeki elbiseler kalmıştı ve neden yaktığımızı ikimiz de bilmiyorduk. O geceyi bizim sokağın biraz ilerisinde bir pazar yerinin misafirhanesinde geçirdik.
            Misafir olarak kaldığımız pazar yerinin ilginç tarafı ise bu pazarda ne meyve sebze ne de araba alınıp satılıyordu. Burası Arkadaş Pazarıydı. Bu pazara insanlar kendilerine arkadaş kiralamak için gelirlerdi. Kiralanmak istenen arkadaşlar yani kiralıklar türlü hünerlere sahipti. Kimi ressam, kimi kumarbaz, kimi de sanatçıydı. Saydığım bu hünerli insanların hepsinin parasal sorunları vardı ve sıradan işler için bile yeteneği olmadığı için kendilerini bu pazarda kiraya veriyorlardı. O gecenin sabahında arkadaşımla kendimizi kiralamaya karar verdik ve kendimiz için pazarda bir yer aramaya başladık.
          Pazar yeri şehrin dışında kent belediyesinin arkadaş arayanlara tahsis etmiş olduğu geniş bir alandı. Bu pazara arkadaş kiralamak için gelenler arkadaştan yoksun ve yalnız yaşayan insanlardı. Bu kişiler yalnızlıktan sıkılıp arkadaşa ihtiyaç duyduklarında vakit kaybetmeden arkadaş pazarına gelirlerdi. Gelenlerin nerdeyse hepsi sanata ilgi duyan, asosyal ve toplumdan kendini soyutlamış kişilerdi ama parasal sıkıntıları yoktu. Hemen hepsinin ömrü boyunca kendisine yetecek serveti bulunuyordu. Bunun yanında pazara arkadaş kiralamaya gelen bazı kişilerin ise iyi bir işi ve arkadaşları olmasına rağmen kendi çevresinden sıkılıp yeni ve değişik arkadaşlar edinmek için de geldiği söylenebilirdi.
           Misafirhanede kaldığımızın ertesi günü arkadaş pazarında felsefe derneğinin açtığı tezgaha gidip kiralanmak istediğimizi söyledik. Kimliklerimizi ve diplomalarımızı derneğin kayıt yapan yetkilisine verdik. Bu pazara daha önce hiç yolumuz düşmemişti bundan dolayı ilk gün neler olup bittiğini anlamaya çalıştık. Akşam olduğunda derneğin bize tahsis ettiği odada kaldık. O gece B ile hem kahve hem sigaraya hem muhabbete doymuştuk. Uyuyuncaya kadar felsefeden konuştuk. O gece yatağa uzandığımda o kadar yorulmuş hissettim ki yastığa kafamı koyar koymaz uyumuşum.
             Sabah saatin alarmıyla sekiz buçukta uyandık. Diğer kiralıklarla kahvaltı yaptık ardından hep birlikte felsefe derneğinin tezgahına geçtik. Bu arada diğerleriyle de kaynaşmaya başlamıştık. Zaten hepimizin çok fazla ortak noktası vardı. Çoğunluk felsefe bölümü mezunu geri kalanlar da felsefeye ilgili kiralıklardı.
             Tezgaha geçtiğimizde B ile kendimizi tanıtan bir afiş hazırlamamız gerekiyordu. Herkesin afişi ve afişlerinin bir başlığı vardı. Afişin başlığı çok önemliydi çünkü bizleri kiralayacak olanlar öncelikle afişin başlığına bakıp az da olsa bizim ilgi alanımız hakkında bilgi alabiliyordu. Bunu bize diğer kiralıklar anlatmışlardı ayrıca afişimizin başlığının dikkat çekici olmasının işimize çok yararlı olacağını söylemişlerdi. B ile afişin başlığı üzerinde uzun süre düşündük. Nerdeyse bir kaç saat düşündükten sonra sonunda ikimizin de sevdiği bir filozofun adını afişin başlığına yazmaya karar verdik. “Nietzsche” olsun dedik. Nietzsche ikimizin de okumaktan hoşlandığı bir filozoftu. Bu adı yazdık ama kiralamaya geleceklerin ilgisini çekip çekmeyeceğinden emin olamadık ama ne olursa olsun deyip afişi astık.
          İlk iki gün bizim tezgaha hiçkimse uğramadı. Misafirhanede kalma süremiz de beş günle sınırlı olduğundan endişenlemeye başlamıştık çünkü bizi kiralayan olmazsa kış geceleri soğukta dışarda yatmak zorunda kalabilirdik. Derken üçüncü dördüncü gün oldu ama bize gelen gelen giden kimse yoktu. Beşinci günü öğleye doğru pos bıyıklı, sarışın, yaşlı, gözleri yerinden fırlayacak gibi elinde bir fenerle bir adam geldi. Felsefe derneğinin tezgahına bakındıktan sonra doğruca bizim olduğumuz yere gelip:
        Tanrı’yı gördünüz mü, dedi?
Şaşırmıştık o anda ne diyeceğimizi bilemedik ama ben:
        Tanrı’yla ne işin var, dedim.
        Onu bıçakladım ama elimden kaçırdım. Pazar yerine doğru kaçmaya başlayınca evimdeki feneri kaptığım gibi peşine düştüm.
        Peki, bizim tezgahın önüne neden geldiniz?
        “Nietzsche” başlığını görünce çok şaşırdım ve sizin Tanrı hakkında bir şeyler bildiğinizi düşündüm, dedi.
B güldü:
        Bizim Tanrı ile sorunumuz yok biz yalnızca Nietzsche adlı filozofun fikirlerini önemsiyoruz ve bu afişin başlığı da bundan daha derin değil, dedi
        O zaman beni takip edin.
        Nereye gideceksiniz? Burada kendimizi kiraya vermeye çalışıyoruz çünkü ne kalacak yerimiz ne de paramız var.
        Benim de param yok ama artık kendimi kiralamaktan vazgeçtim çünkü Tanrı’yı bıçakladım ve onu öldüreceğim.
        Nasıl yaşamını sürdürüyorsun?
        Benim için nasıl ve ne kadar yaşadığımın önemli yok. Çoğu zaman aç yatıyorum. Evim de yok. Parklarda kalıyorum. Kendime ait bir battaniyem bir de üzerimdeki elbiselerim var. Yine de her gün yiyecek bir şeyler bulabiliyorum. Sebze meyve pazarlarından arta kalanlar ya da insanların para verip de yemediği ve çöplere attığı yiyecekler de işimi görüyor.
        Ama biz…
        Ama da ne demek? Benimle gelecek misiniz yoksa burada mı kalacaksınız?
        Biz senin gibi sokaklarda yaşayamayız. Hem paranın senin gibi gereksiz olduğunu da düşünmüyoruz.
        Tanrı’yı görüp görmediğinizi söyleyin o zaman. Benim kaybedecek zamanım yok.
        Tanrı’yı falan görmedik. Hem Tanrı yeryüzünde insan gibi gezecek bir şey değil ki. Sen bir doktora görünmelisin çünkü hastasın, diye söze karıştım.
        Hadi oradan. Asıl hasta sizlersiniz ve asıl sizin bir doktora ihtiyacınız var. Doktor da değil ihtiyacınız olan yalnız size ait bir Tanrı.
        Biz senin gibi yeryüzünde olmayan varlıkları aramıyoruz ve onu bıçakladığımızı söyleyip fenerle de gezmiyoruz.
        Sizin burada olmanıza şaşmamak gerek. Kendini pazarlamaktan daha acıklı daha aşağılık bir şey var mı ki?
        Biz bunu elimizden hiç bir iş gelmediğinden dolayı yapıyoruz. Eğer kitaplar dışında başka uğraşımız olsaydı muhakkak ki burada olmazdık. Çalışıp paramızı kazanabilirdik.
Adam bir kahkaha patlattı:
        Yani elinizden bir iş gelse çalışacaksınız öyle mi?
        Evet, aynen öyle.
        Peki, ikisi arasında fark var mı?
        Olmaz olur mu. En azından kendimizi burada kiralamak zorunda kalmazdık. Gündüzleri çalışıp akşamları kitaplarımızla baş başa kalabilirdik ama şu an öyle bir şansımız yok.
        Siz şunu söyleyin, Tanrı’yı gördünüz mü?
        Görmedik dedik ya.
Adamın kahkahası giderek arttı:
        Siz nasıl insanlarsınız böyle. Tanrı’yı nasıl görmezsiniz. Tanrı biraz önce bu pazardaydı.
          Buradan bir an önce çekip gider misin? Senin yüzünden kimse tezgahımıza uğramıyor.
        Sizlere söylüyorum beni takip edin. Burada kalırsanız ömür boyunca buraya mahkum olmak zorunda kalırsanız. Bir an önce kararınızı verin ve bana katılın.
        Biz kimseye katılmıyoruz. Biz burada kalıp birilerinin bizi kiralamasını bekleyeceğiz. Siz de buradan çekip gidin.
        Ben sizi almadan hiç bir yere gitmiyorum. Hep birlikte Tanrı’yı arayacağız ve onu elimdeki bıçakla delik deşik edeceğiz.
        Bizim ne Tanrı ile ne de başka biri işimiz yok ve de işimiz olamaz. Bunu anlamıyor musunuz?
   Bu arada neredeyse öğle yemeği vakti gelmişti ve iyice karnımız acıkmıştı. Onu da bizimle öğle yemeği yemesi için felsefe derneğinin mutfağına davet ettim ama o sinirli bir şekilde ben yemek yemeyeceğim dedi ve cebinden kocaman bir bıçak çıkardı. Gördüğünüz bu bıçakla Tanrı’yı bulup öldüreceğim dedi ve tezgâhımızın önünden ayrıldı.
       B ile birlikte yemek için mutfağa gittiğimizde mutfakta felsefecilerin uğultuları vardı. Felsefecilerin mutfağa girmesiyle mutfak oldukça neşeli bir hal almıştı. Herkes yemek yiyip birbirleriyle muhabbet ediyordu. Biz de yemeğimizi alıp arka masalardan birine geçtik ama ikimizin de aklında adam vardı. Adam çok ilginç biri ama büyük ihtimal kendisi ruh hastası, dedim arkadaşıma. B de benimle aynı fikirdeydi. İkimiz de onun akıl hastanesinden kaçtığını düşünüyorduk. Polisi arasak mı diye düşündük ama vazgeçtik. Yemek boyunca adam hakkında konuştuk ama içimizden de tezgâhımıza tekrar gelmemesi için de dua ettik çünkü tezgâhımızın önünde böyle bir adamın olması insanları ürkütüyordu bu yüzden hiç kimse bizim tezgâha yanaşmak istemiyordu.
        Yemeğimiz bitince çay ve sigara içtik. Daha sonra tezgâhımıza geçip bizi kiralamaları için beklemeye başladık. Saatler geçtikçe umutlarımız tükenmeye başlamıştı. Ama o anda felsefe bölümüne ait alana siyah paltosu ve şapkasıyla bir adam geldi.
         Adam uzun boylu, sakallı, esmer ve yakışıklıydı. Herkesin dikkatini çekmiş olmalıydı ki bir anda tüm gözler ona yöneldi ama bu adamın umurunda değildi. Tüm tezgâhları gezdikten sonra bizim tezgâha geldi:
        Merhaba.
        Merhaba hoş geldiniz. Size nasıl yardımcı olabilirim?
        Kiralık arkadaş arıyorum.
        Ben ve arkadaşım da kendimizi kiralamak için bu tezgahın önündeyiz.
        Adım Bay T.
Biz de kendimizi tanıttıktan sonra:
        Siz aradığınız kiralıklarda ne gibi özellikleri olsun istiyorsunuz?
        Nietzsche hakkında derin bilgiye sahip olsun.
        Biz de tam bunu söyleyecektik. Arkadaşım ve ben felsefe bölümünden mezunuz ve ikimiz de üniversitede Nietzsche üzerine çalıştık.
        İkinci şartım ise, ki bu diğerinden daha önemli, ben ne dersem onu yapacak birileri olmalı daha açık konuşacak olursam benim himayem altına girecekler.
Adamın istekleri bizi korkutmuştu çünkü kendi himayesi altına almak bizi boyunduruk altına almak demekti. Kiralıktık ama köle de değildik. Arkadaşıma baktım onun da yüzü ekşimişti.
        Bunu kabul edemeyiz, dedim.
        Kararınızı vermeden önce şunu da belirtmemde fayda var. Benimle çalışacağınız saatler belli olacak ve bu saatlerin dışında özgür olacaksınız. Himaye altında olduğunuz saatler yalnızca çalışacağınız saatlerle sınırlı.
        Neden himayeniz almaya çalışıyorsunuz, dedim. Bay T etrafına bakındı ve paltosunun düğmelerini açtı. Göğsündeki yarayı gösterdi:
        Çok düşmanım var. Bunlardan biri de elinde bıçakla beni öldürmeye çalışan bir ruh hastası. Beni öldürmeye çalışmasının sebebi de beni Tanrı zannetmesi. Beni ne zaman görse elindeki bıçakla bana saldırıp beni öldürmeye çalışıyor. Adam beni bulduğunda yanımda onla konuşacak birileri olmalı ve benim Tanrı olmadığımı ona kanıtlamalı. Ayrıca bana saldıracak olursa beni korumalı.
             İkimiz de şok olmuştuk çünkü adam öğle yemeğinden önce bizim tezgaha gelmiş Tanrı’yı bıçakladığını söylemişti. Demek ki Tanrı diye Bay T ye diyormuş diye düşündüm.
        Adamı tanıyoruz, dedim.
        Ne zamandan beri tanıyorsunuz?
        Bugün tezgahın önüne geldi ve Tanrı’yı aradığını söyledi. Bize de Tanrı’yı görüp görmediğimizi sordu.
        Siz ne dediniz?
        Biz sorduğu sorunun şaçmalık olduğunu söyledik. Hem Tanrı’yı bıçakladığını da ekledi ve onu elimden kaçırdım dedi.
        Kendisi ruh hastasıdır. Bunları söylemesi normal. Polise ihbar ettim ama polise onun ruh hastası olduğunu ikna edemedim.
        Adam neden sizi öldürmeye çalışıyor ki? Daha önce aranızda tartışma mı geçti?
        Ruh hastası adam ile bu pazarda tanıştım. O da sizin gibi kiralıktı. Felsefe bölümü mezunu ve Nietzsche üzerine derin bilgisi olan biriydi. Ben Nietzsche okumadım ama onun hakkında birçok şey duydum ayrıca benim eğitim düzeyim onun kitaplarını anlayacak düzeyde değil. Nietzsche’yi bana basit bir şekilde anlatacak ve tartışabilecek birini arıyordum. Bu adamla ile karşılaşınca onu kiralamaya karar verdim ama işler ummadığım yerlere kaydı.
Adamın her kurduğu cümle bizi sarsmaya başlamıştı. Bay T devam etti:
        Bir gün birlikte Nietzsche üzerinde konuşurken bana kendisinin yazdığı bir yazıyı okuttu. Yazıyı gördüğümde şok olmuştum çünkü yazıyı kendisinin kanıyla yazmıştı. Buna inanabiliyor musunuz? Yanlış duymadınız yazdığı yazı için kullandığı mürekkep kendi kanıydı. O anda onun gözlerine baktım delirdiğini hissettim ve ne yapacağımı bilemedim. Bana baktı ve cebine sakladığı bıçağı göğsüme sapladı ve avazı çıktığı kadar bağırdı: Tanrı’yı öldürdüm.
                                                                                                 Ali Akkoç 
Görsel: http://socialnewswatch.com/2012/04/15/visualizing-7-billion-people-infographic/
Konuk
Latest posts by Konuk (see all)
Sosyal Medyada Paylaş
Konuk

Konuk

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

View all posts by Konuk →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: