1. Ana Sayfa
  2. Konuk Yazar
  3. Kıyıköy’de Bir Çehov – Efe Keser

Kıyıköy’de Bir Çehov – Efe Keser




”İnsan yüzü dünyanın en güzel manzarasıdır” diyor Nuri Bilge Ceylan. Bu söze tamamen katılıyorum. Baktığım her şeye, bir kameradan bakıyormuş edası ile yaklaşıyorum ve emin olun ki insan yüzü kadar iyi bir anlatıcı keşfedemedim henüz. Peki neyi iyi anlatıyor insan yüzü? İnsanoğlunun mutsuzluk üreten bir doğası var.Doğal olarak dram öğesini en iyi anlatan araçtır insan yüzü.Bunun yanında sevinç, mutluluk unsurlarını da en iyi yansıtan insan yüzüdür.Bundan bahsediyorum çünkü diyalog kurduğum kişinin yüz ifadeleri çoğu şeyi sözlerden daha çok açıklıyordu.
 
     Kampa ayak bastığımız ilk andan beri boş bir vakitte kaçıp, fotoğraf çekmek için çevreyi gezmeyi istiyordum. Ancak üç saatlik uyku ile durduğum için bunu bir gün erteledim. Ertesi gün uyandığımda herkes bir yerlere dağılmıştı. Birimiz Selvez kıyısına gitmiş, birimiz dere kenarındaydı. Telefonumu alıp dereye paralel bir şekilde yola koyuldum. Köprüye geldiğimde biraz durakladım. Başımı gökyüzüne kaldırdığımda gökyüzünün griye boyandığını fark ettim. ”Fırtına yaklaşıyor ,acele etsem iyi olur.”
     Önümde 40-50 basamak vardı belki. ”En iyi fotoğrafı en tepeden alırım.” düşüncesiyle tepeye doğru çıkmaya başladım. Sol tarafımda -belki- boyumu aşıcak kadar yüksek dalgalar arasında boğuşan insanlarla dolu bir kumsal vardı. Sağ tarafımda ise güzelliğiyle beni orda bulunduğum her saniye etkileyen dere duruyordu. Bir kaç kişi dereye giriyordu. Kıskandım onları. Ben de girmek istiyordum fakat biraz çekiniyordum. Bilirsiniz. Çekinmek mi korku mu orasına siz karar verin.
     Bir kaç saniyelik hızlı tırmanışlarımdan sonra güzel bir noktaya vardım. Bir adam oturuyordu bankta. Arkasında yırtık bir şemsiye vardı. Mavi bir şemsiye, üzerinde beyaz çizgiler vardı. Adamın üstünde soluk mavi bir t-shirt,beyaz şort ve beyaz terlikler vardı. Kafasında beyaz bir şapka.Deri rengi güneşten dolayı iyice kararmıştı. Yüzündeki kırışıklıklardan 50-55 yaşlarında olduğunu düşündüm. Kırışıklıkların en çok olduğu bölge gözlerinin yanlarıydı. Gözlerini kısarak bana baktı. Bir süre bakıştık ve ardından kafasını manzaraya çevirdi. Manzara diyorum çünkü arkamı döndüğümde en iyi fotoğrafı alacağım yere çıktığımı fark ettim. Karşı tepelerde rüzgar gülleri dönüyordu. Sol tarafımda ormanla kaplı bir arazi ve o güzelliği bir üst düzeye çıkaran, ormanın içinden hafifçe akan bir dere.Tam ön tarafımda dere ile denizin birleştiği bölge. Dereyle denizin ortasında dalgaların oluşturduğu kum birikintisi. Fotoğrafları çekmeye başladım.
     -Kendini yalnız hisseden için her yer çöldür, dedi.
     -Anlayamadım?
     -Nerdensin? (Gözlerini kısarak alaycı bir ifade ile baktı bana)
     -İstanbul’dan geldik.Köyümüz burası.
     -İstanbul demek…(Kafasını manzara çevirdi,bir süre bekledi ve tekrar o alaycı ifade ile bana döndü).Şimdi sana burası cennet gibi geliyordur değil mi? Peki sana soracağım. Sana cennet gibi görünenin bana çöl görünmesinin sebebi nedir?
     Şaşırmıştım. Nasıl bir diyaloğun içinde bulunduğumu anlamaya çalışıyordum. Bu mavi t-shirtlü, alaycı ifadesiyle kendimi rahatsız hissetmeme sebep olan adam benden ne istiyordu? Bir yandan bunları düşündüm bir yandan cevabımı hazırlamaya çalıştım.
     -Sanırım bakış açısı bu, ne dersiniz?(Siz’li konuşuyordum.Bu benim en belirgin huyumdu.Herkese karşı böyleydim).İnsanlar çevrelerini,yaşadıkları olaylar ve hissettikleri duygularla değerlendirirler.
     -(Kısık gözleri açıldı,yüzünde alaycı bir gülümseme oluştu)Peki senin burayı cennet görmene sebep olan olay neydi?
     -(Afalladım.Düşünmeden felsefe yapmaya çalışmanın utancını hissediyordum.Toparlamam gerekliydi.) 2 sene önce de buraya geldik.(Elimle karşıyı işaret ederek) Bu sefer orda yaptık kampımızı.Akşam vakti güneş battığında bir anda yağmur başlamıştı.Kovadan boşalır gibi yağıyordu yağmur.Hepimiz çadırlarımıza girdik.Çadırımın kapısı açıktı.Yağmur damlaları çadırımın üstüne vurdukça mükemmel bir ortamda olduğumu farketmiştim.Ne kadar güzeldi size anlatamam!Adeta cennetteymiş hissi veriyordu bana.Dalgalar o kadar hırçındı ki denize girsem çıkamayacaktım.Bir yandan dalgaların sesi bir diğer yandan yağmurun sesi.O kadar güzel bir histi ki o andan sonra aynı hissi hiç bir şey yaşatamadı bana.
     -(Güldü.Bu sefer içten gülerek) Kimin nesisin sen?Köyümüz burası dediydin?
     -Annem,Eşref Hasan’ın torunudur.Çocukluğu,gençliği burada geçmiştir hep.Bizde senel…
     -Annenin adı ne ki?
     -Semra.
     -Soyadı?
     -Oktay.Daha doğrusu kızlık soyadı Oktay.O zaman kızlık soyadını kullanıyordu.
     -(Gülümsedi,gözleri kısıldı,kırışıklıkları biraz daha belli oldu.Kulağını kaşıyarak) Demek sen Semra’nın oğlusun he!Gençken hep yüzerdi burda tek başına.Bütün gençler hayrandı ona ve ablasına.Oktay’ın kızları geldi dediler mi nasıl gizlice bakıcağımızı şaşırıdık hepimiz.Eşref Hasan’dan çekiniyorduk.(sesli bir şekilde gülüyor)

     Doğruyu söylemek gerekirse burda biraz bozuldum.Gereksiz bir kıskançlık mı yoksa haklı bir kıskançlığa mı kapıldım karar veremiyorum.Bir yandan da annem iltifat alıyordu,sevinmem gerekti sanırım.”Tamam iyi hoş da ne gülüyorsunuz ulan?” demek geldi içimden.Demedim tabi ki.
     -(Gülerek) Annem bahsederdi hep yüzdüğünü,dedim.
     -Asmalı kahvenin üstünde oturuyorlardı hatta değil mi?
     -Evet evet!Ali İhsan Amcalar var hatta şimdi!Onların düğününe geldik zaten biz.
     -Heee (Bunu öğrendiğine sevinmiş bir ifade ile) Yaşarların düğününe geldiniz be siz?
     -Sanırım.Yani ben pek bilmiyorum kimin düğünü falan diye ama o olması lazım.
     -(Kaşlarını hafif çattı.Ciddi bir konu konuşuyormuş ifadesi ile bana baktı) Ne düğün yaptılar ama değil mi?Üç gün üç gece.Vallahi bütün köy hayran kaldı.Ee tabi belediye başkanının kızı evleniyor,bırakır mı adamcağız.İmkan var en iyisini yapıyor.Millet aylarca onu konuşur şimdi.Başka sorunları yokmuş gibi.Kahvede,günlerde,manavda,markette,her yerde.Tabi insanlarda kafa dağıtmanın yollarını arıyor,onlarada kızmamak gerek aslında.Yalnızlarken zaten yeterince sorunla uğraşıyorlar ama birbirleriyle düğünden ondan bundan konuşunca sorunlar bir süreliğine kayboluveriyor.Ne bileyim işte bak senle konuşurken bile zamanın nasıl geçtiğini farketmedim.Bana bir nevi yardım etmiş oldun.Bir teşekkür borçluyum sana!

     Bir garip olmuştum.Esen rüzgar fırtınanın habercisiydi.Hava bozucaktı belliydi.Karşımdakinin sıkıntısını hissedebilmiştim.Nasıl olmuştu bu?Tanımadığım birinin sıkıntısını paylaşmak,olabilir miydi bu?Bir insanı anlamak için onu tanımamız mı gerekiyor illa?Yoksa duygular ortak mı?Duygular ortak olmalıydı,başka açıklaması olamazdı.Kalkıp gitmem gerekiyordu.Bayağı vakit geçirmiştim bile.Fakat kalkmadım.Yardım etmeliydim,peki nasıl?Ne diyebilirdim?50 yaşındaki birinin 18 yaşındaki birinin nasihatına ihtiyacı olmazdı.Bir an daha önce rastladığım bir söz geldi aklıma: ”Eğer birbirimize yardım etmeyeceksek,bu dünyaya niçin geldik?Dinlemek ve kaba bir şey söylememek de yeterince yardımdır.” Yaşa HEMİNGWAY!

     -Ne demek.Yardım edebildiysem sevindim,dedim
     -(Uzağa dalgın bir şekilde)Neresindensin İstanbul’un?
     -Büyükçekmece.
     -(Kafasını bana çevirdi,gülerek) Hadi canım!Tesadüfe bak sen!Şu arkamdaki şemsiyeyi görüyor musun?İşte o bana Büyükçekmeceli bi adamdan kaldı.(Rüzgar güllerinin olduğu tepeyi gösterip) Görüyor musun?İşte orada kalıyordu bu adam arabasıyla.Bi kaç kez çıktım oraya.Bakma böyle gözüktüğüme herkes şaşırır.52 yaşındayım ama kimse inanmaz.(Yeniden karşı tepeleri gösterdi)Oraya kadar yürüdüm şemsiye için.Adam gitmiş.Aradı beni dedi abi şemsiyeyi orda bırakmışım al onu senin olsun diye.Üşenmedim yürüdüm burdan oraya kadar.Baktım şemsiye dalgalarla boğuşuyor,düşmüş.Üşenmedim onu aldım ordan.Ama naparsın geç kalmışım yırtılmış her yeri.Belki biraz erken gitsem parçalanmazdı.Gene de taşıdım yanımda buraya kadar.Biraz dinleneyim dedim.
     -Helal olsun valla.Ben de bi düşündüm oraya kadar gitmeyi,üşendim yalnız.Ben genç halimle üşenirken siz gidip gelmişsiniz birde!
     -(Söylediklerimden memnun olmuş bir şekilde,gururlandığını sembolize eden bir gülücükle)Ee biz küçükken alırdık köyün içinden odunları indirirdik bu kıyıya kadar.Eskiden bu kıyı bu kadar mı sanırsın?Daha yakındı buraya.Motor gelirdi,bindirirdik odunları.Sonra geri dön o kadar yolu tekrar.Gençliğimiz böyle geçti.Şimdiki gençler çok şanslı.En küçüğünün bile el ele olduğu var.Bizi küçükken eğlenmeye denize bile salmazlardı.E odun taşı,babana yardım et,karıya kıza ayırcak vaktimiz kalmadı.(Elini cebine götürdü,bir kısa L&M paketi çıkardı.Bana uzattı)Sigara içer misin?
     -Yok teşekkürler kullanmıyorum.
     -Helal olsun!
     -Aslında böyle güzel bir yerde yaşadığınız için siz de şanslı sayılırsınız,ne dersiniz?
     -(Gözlerini kıstı.Bu sefer gülümseme yoktu.Kaşlararını kaldırıp indirdi.Başını hafif yere eğdi.Gözleri bir anda daldı) Öyle ya!Burası güzel yerdir.İnsanıda güzeldir,biraz kazıkçıdır,paragözdür ama zarar gelmez.Doğayla iç içesin millet şehirden kaçıp buraya geliyor.Ben kaçmak istiyorum buradan.Mantıklı gelmiyordur sana şu an.Gelmesin.Zaten mantıklı olanı belirleyen kim ki?Dedim ya,burayı severim.İyidir de (herhangi bir ağacı işaret etti) şu ağacın altı bana artık iyi gelmez.
     -Nedeni nedir peki?
     -(Güldü.Bu gülüş ne alay taşıyordu,ne mutluluk.Hüzünlü bir gülüştü,bilirsiniz anlık bir gülüştür bu.Omuzlarınız silkelenir bi an.Onunkide silkelendi) Biri ölür,üç gün üzülürsün geçer.Sonra onunla altına oturduğun ağacı görürsün.O ağaç senin kalbine öyle bir oturur ki…(Derin bir sessizlik oldu.Kafasını kaldırdı,karşıya baktı ardından gözlerini tekrardan yere eğip) Kaldır onu ordan kaldırabilirsen!

     İçinde yaşadığımız dünyanında kendine göre bir hali var.Her türlü insan bulunur.Nefret ettiklerimiz,etmediklerimiz.Acıdıklarımız,acımadıklarımız.Sevdiklerimiz,sevmediklerimiz.Ben hepsini anlamaya çalıştım.Hepsini!Çünkü hepimizin birazcık da olsa anlaşılmaya ihtiyacı var.İnsanlığın aslında yüzlerce yıllık çabası bundan ibaret.Hep kendimizi herhangi bir konuda anlaşılır kılmaya çalışmadık mı veya duygularımızı birilerine anlatmaya çalışmadık mı?Tanrı bile kendini bize açıklama gereği duymuştu.Açıkladı mı gerçekten?Bilemeyeceğim.Ama o bile böyle bir şeyin gerekliliğini duyuyorsa,insanında temel amacının bu ”kendini açıklama” olduğunu öne sürmem yanlış olmaz.Öne sürmek diyorum.Size göre öyle olmayabilir.Şimdi anlıyordum aslında bu diyaloğun sebebini.Sizin de artık bu noktadan sonra bu diyaloğun sebebini anladığınızı düşünüyorum.Anlamadıysanız suç benimdir,merak etmeyin.

     Bir şey demeden sadece baktım.Dilimi yutmuştum sanırım,ne diyeceğimi bilemedim.Neyse ki o konuşmaya devam etti.

     -Yani anlayacağın sen al burayı ver bana başka yeri,kabulümdür.(İyice grileşmiş havaya baktı,gök gürüldedi ve bana dönüp)Bu fırtına fena dağıtıcak ortalığı.Sonbahar geldi ya!İnsan sonbaharın hüzün vereceğini düşünür.Yapraklar dökülürken ve ağaçlar ısıtmayan keyifsiz güneşin altında soyunurken,bizler her sonbahar bir parça ölürüz.Bu sonbahar da bir parça öleceğiz.Üzülme ama senin daha yaşayacak çok sonbaharın var.Üzüleceksin de sevineceksin de.Bakmayı bil yeter.İnsan inandığıdır.Artık gitmeliyim,şemsiyeyi eve götürmeliyim.Sen de gitsen iyi olur.Fırtına kopacak!
    -Aynen öyle.Baksana jandarma insanları denizden çıkartmaya başladı bile.Boğulan çok oluyormuş burda.Karadeniz tehlikeli oluyor tabi,dalgınlığa gelmemek lazım.Tekrardan görüşmek üzere!Hoş sohbetin için de teşekkür ederim!(Siz,sen olmuştu artık)
    Hızlı adımlarla indim.Fırtınaya kamptan uzakta yakalanmak istemiyordum.Kamp alanına ulaştığımda hamağa uzandım.Konuştuklarımızı bir kez daha düşündüm.Ve bir kez daha.Gerçekten de haklıydı.İnsan inandığıydı.


________________________________________________________________________
ALINTILAR:
-Nuri Bilge Ceylan
-Ernest Miller Hemingway
-Anton Çehov



                                                                                                                   Efe Keser

                                                                                  cemiyettekiadam.blogspot.com.tr





Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

Yorum Yap