Teknoloji ve Kültür – Berkan Çalışkan



TDK Büyük Türkçe Sözlük tanımına göre kültür: Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin.

          Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere toplumların kültürleri uzun yıllar içerisinde  deneyimleriyle birikime uğrayan kendilerine has maddi ve manevi değerler bütünüdür. Bir toplumun kültürünün oluşmasında çok çeşitli faktörler söz konusu olabilir. Ancak bizim asıl ilgilendiğimiz kısım toplum kültürlerinin birbirleriyle olan etkileşimi ve değişimidir.
Geçmiş çağlardan beri kültürler; savaşlar, göçler, ticari faaliyetler ve fetihler gibi belli başlı unsurlarla etkileşim gerçekleştirirdi. Bugün Anadolu kültüründe var olan değerlerin bir kısmı Orta Asya’dan gelen geçmişimizin, diğer kısmı yerleştiğimiz Anadolu’da bulunan unsurların ve kabul ettiğimiz İslamiyet’in izlerini taşır. Savaşlar, fetihler, ticari ilişkiler ve hükümdarlığımız altında bulundurduğumuz toplumların etkisiyle kültürümüz zaman içinde özüne yeni değerler katmıştır. Ancak bu kültürel evrilme uzun yıllar içerisinde ve yavaş bir biçimde gerçekleşmiştir çünkü saydığımız bütün bu unsurlar, toplumun temel reflekslerine bir baskı yapma başlığı istisna olmak kaydıyla, insanların hayatlarına yavaş yavaş dahil olan yenilikler getirmiştir.
Zorlamaların olduğu durumlarda dahi toplumlar temel refleksleri itibariyle kendilerini izole etme eğilimine geçmiş kültürlerinde ve yaşam tarzlarında gerekli kılınan değişimlere bir mukavemet göstermek suretiyle onu muhafaza etmişlerdir. Bugün Yahudi toplumlarında görülen yüksek duvarlı yapıları bu izolasyona örnek verebiliriz ya da Rusların bütün zulmüne rağmen öz yitime uğramayı reddeden Kafkas ve Orta Asya toplumları yine Çin zulmüne maruz kalan Orta Asya toplumları uzun yıllar süren baskılara rağmen asimilasyondan ve kültürel dejenerasyondan kendilerini büyük ölçüde koruyabilmişlerdir.
Teknolojinin hızını iyiden iyiye artırdığı 1950’lerden itibaren toplumların kültürel etkileşimi sürat kazanmıştır. Ülkemizin televizyonla yeni yeni tanıştığı 50’li yılların başından itibaren hem bizim toplumumuz hem de başka toplumlar daha önce varlıklarından bile bir haber oldukları ülkelerin ve insanların yaşam tarzlarını ele alan izletilerle dünyayı ve başka kültürleri tanımaya başlamışlardır. 1990’lı yıllarda çok kanallı yayın hayatı ve televizyonun artık bir lüks tüketim kaleminden zorunlu ihtiyaca dönüşmesiyle birlikte, evimizin içinde her gün başka bir kültürü keşfe çıkmaya başladık. Özellikle milenyumdan itibaren neredeyse her eve giren bilgisayar ve internet artık kültürel etkileşim için gerekli olan unsurları devreden çıkararak bu görevi üstlenmiş oldu. Bizler bir tıkla dünyanın diğer ucuna rahatlıkla gidebilir, Madagaskar’dan tutun da Ekvadora kadar gidebilir olduk.
Hal böyleyken toplumların uzun yıllar süren etkileşimleri neticesinde değişime uğrayan kültür bir anda neredeyse bir devrim niteliğinde değişikliklere sahne oldu. Bilhassa doksan sonrası nesillerle önceki nesiller arasındaki yoğun kuşak çatışmasının en temel nedeni televizyon ve internettir. Çünkü bu teknolojik gereçleri kullanmaktan kısmen yoksun olan önceki nesil ki, kendileri televizyon öncesi dönemde toplumsal kültürün temellerini edinmiş kimselerden mürekkeptirler. Bizim değerlerimize karşı hassasiyetleri ve birikimleri mevcuttur ama televizyonun evimizin içine girip de çocukların başında sürekli vakit geçirmesi ve internetin hayatımızın merkezine yerleşmesiyle onların edindikleri kültür bir önceki nesille neredeyse arasında uçurumlar ihtiva etmiştir. Bu sebeple kuşak çatışması denilen şey korkunç boyutlara ulaşmıştır ve dejenerasyon belki de tarihte görülmediği kadar yüksek seviyelere çıkmıştır. Sadece bizim kültürümüz aynı etkiye maruz kalmamıştır, bu teknoloji enstrümanını aktif kullanan ulusların kültürleri bizim gibi izleyici statüsündeki bütün kültürler üzerinde bir tahakküm kurmuştur.
Aile bağlarının zayıflamasına sebep olan bu unsurlar kültürün aktarımını sağlayan sözlü aktarımı ve öğretiyi baltalayarak bir önceki neslin bir sonrakiyle arasındaki bağı iyiden iyiye zayıflatmıştır. Evin içinde televizyona bakmaktan fırsat bulup konuşamayan aileler, ya da telefonu elinden bırakıp da ailesinin yüzüne bakmaya fırsat bulamayan gençler adeta kültürel çöküşün teminatı haline gelmiştirler.
Bugün dünyadaki birçok gencin kendisini içerisinde hissettiği bunalım ve buhranın en temel nedeni bu kültürel çöküntüyü beraberinde getiren teknolojik devrimdir. Aç parantez buradan teknoloji düşmanı bir geri kafalı olduğum sonucuna varmamanız temennisiyle, teknolojiyi nasıl kullanmamız gerektiğini bilmeyişimiz hususunda bir serzenişi dile getirmek gayretindeyim. Yaşanılan hayatlar, ekonomik refah düzeyi ve ya hala toplumun yönetiminde etkin olan insanların kültür birikimleriyle gençlerin televizyon ve internetten edindikleri dünya görüşü ve kültür neredeyse bambaşkadır. Diyebiliriz ki hayaller NYC ama gerçekler abi hesaba yazacakmışsın.
Bugün teknolojik enstrümanlar hiç olmamış olsaydı dünyaya nasıl bakardık ve kültürümüz ne düzeyde olurdu diye insanların düşünmesini istiyorum. Çünkü eğer bunu yeterince düşünmezsek ve kültür bu hızla bozulmaya devam ederse teminatımız olan genç geleceğin sonu uçurum olacaktır.

                                                                                               Berkan Çalışkan



Konuk
Latest posts by Konuk (see all)
Sosyal Medyada Paylaş
Konuk

Konuk

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

View all posts by Konuk →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: