Sonata – Zeynep Sina Ersan

Yazmazsa, damarlarını parçalayacaktı yarım kalmış dizelerle dolu elleriyle.
Kalemini kaybetti.
***
Karavanını park ettiği düzlüğe girmeden durdurdum motorumu. Usulca kaskımı çıkarıp elime külleriyle dolu kavanozu aldım, ağır adımlarla yürümeye başladım. Düşünüyorum da şayet gömecek olsak kim katılırdı kendini böylesine uçsallaştırmış bir şairin cenaze törenine?
Ben.
Mezar kazıcısı. (Tahminen iki kişi olurlardı)
Eğer haberleri olursa bir iki hayran belki…
Minik bir anma töreni yapmalı mıydım? İster miydi? Ya da “…… şiir ödülü bu yıl ilk defa sahibini bulacak!” temalı bir haber? Bilemiyorum…
Yalnızlığı severdi, kendiyle kalmak ne denli rahatsız etse de insanlarla da olamazdı. Çelişkilerle var olmuştu.
Seyyar evinden 10-12 metre uzaklıktaki uçurum kenarına oturdum. Ne de çok vakit geçirirdik burada! Ben anlatırdım, o dinlerdi. Arada bir dili çözülürdü ama… Yine de bitirmezdi cümlelerini. İç çekiş onun lugatında nokta demekti…
Ey Rüzgar! Taşı şimdi senin gibi oradan oraya savrulmuş dostumun küllerini! Uzaklara dağılmak şimdi en çok onun hakkı!
Usulca kalktım, aradaki mesafeyi kapatarak girdim o seyyar eve. Zeminde yer yer kahve lekeleri, aylardır açılmamış jaluzinin üzerinde toz topakçıkları, masanın üstünde dağınık kitaplar, duvarlarda eski denklemler…
Ne gereği vardı kendini bu kadar kaptırmanın düşünceye?
Başta “Ben kimim?” olmak üzere hiç sorulmaması gereken tüm soruları sormuştu yaşamı boyunca. Halbuki uyarmıştım. Cevap aramaya çalıştıkça delireceğini söylemiştim. Dinlemedi.
Bu karavanı belli bir noktada sabit kalmamak için edinmişti, durağı olmamalıydı. “Neden kendini son durağına attı?” diye soracaksınız. Ölüm onun için son durak değil, duraksızlığın başlangıcıydı.
Masanın çekmecesini açtığımda üstünde adımın yazıldığı bir zarf buldum.
Dostum…
Telefonum çaldı.
-Efendim?
-………..
-Buyurun komiser bey?
-………….
-Tabii, hemen yola çıkıyorum.
-………….
-İyi günler.
Kimsesiz kalmış eski yuvasına bir kere daha göz attıktan sonra çıktım. Rota belli: Emniyet!
***
Düzenli bir masada kurulu bilgisayar, son derece pahalı gözüken deri koltuklar, ne işe yaradığı belli olmayan halı… Klasik bir devlet dairesi… Standart bir devlet memuru… Prosedürler falanlar filanlar…
-Hoş geldiniz, ben komiser Ozan Şen.
-Memnun oldum, ben de Can.
El sıkıştıktan sonra masaya en yakın koltuğa kuruldum, şaşırtıcı bir hareketle karşımdaki koltuğa geçti. İsminin yazdığı gereksiz metal zımbırtı, çerçeve, takvim… Bunlardan eser yoktu. Önyargılar! Burası klasik bir devlet dairesi olabilirdi fakat memurumuz kesinlikle öyle değildi. İzlenimler! 
-Defin işlemlerini hallettiniz mi?
-Defnetmedik efendim, yaktık. 
Şaşırmadı. 
-Okyanus Hanım’ın ailesine ya da başka herhangi bir akrabasına ulaşamadık. Tek bağlantıda olduğu kişi sizmişsiniz, doğru mudur? 
Başımı onaylarcasına salladım. 
-Ölüm nedenini biliyor musunuz?
Bu sefer benden gelen zıt bir sallamaydı… İsmini duyunca boğazıma bir öküz oturdu efendiler.
-Otopsi sonucu Okyanus Hanım’ın damarlarında aşırı dozda eroin tespit edildi. Ayrıca vücudunun çeşitli yerlerinde kesikler, yaralar, çürükler mevcut. Cesedi teslim ederken söylenmesini istemedim, bu konuşmayı hem benim yapmam daha uygun olurdu hem de üzerinden birkaç gün geçmesi sizin konuşmanızı rahatlaştırır belki.
Ne rahatlaştırması komiser bey?! Düşündükçe içime saplanan cam parçaları artıyor. En yakın arkadaşının yalnızlığında eriyişini durduramayan bir dost ne işe yarar?
-Teşekkürler. 
Zar zor döküldü kelimeler. 
-Size sormak istediğim birkaç husus var.
-Buyurun?
-Eroini nereden temin ettiğine dair bir bilginiz var mı?
-Ben… Hayır… Kullandığını bile bilmiyorum…
-Peki ya bu yaraları oluşturacak birisi?
-Kendisi.
***
Eroin ha…
Şaşırmamam gerek gerçi. Hayatı ironilerle yaşamış birinin farklı şekilde veda etmesi zaten beklenemezdi. Her saniyesinde acılarla boğuşmaktan haz duyacak kadar mazoşist, yokluğu kucaklarken hissetmemeyi dileyecek kadar insan…
Aslına bakarsanız bir gün olacağını biliyordum fakat ne bu kadar erken bekliyordum ne de bu şekilde olmasını. Hep, o çok sevdiği okyanusun soğuk sularında sonsuzlukla kavuşacağını hayal etmiştim. Birinin ölümünü canlandırmak absürt, sonsuzluk büyük bir tanım kümesine sahiptir. 
Anılar donattı bütün yolumu. Evet, üniversitede tanışmıştık. Küçük İskender’in bir dinletisinde daha doğrusu, gözlerimin ona ilk “merhaba” demesi. Ertesi gün de kampüste görünce dudaklarımın da “merhaba” deme vakti gelmiş diye düşündüm, bizimki bir ağacın altına tünemiş okuyor. Gülümseyerek cevap vermişti.
Yavaş ve korkakça dahil etmişti beni hayatına. Bir ironi de buradan çıkar belki: cesur bir anı olarak kaldı hayatımda.
Düşüncelerle boğuşurken dönmüştüm yıllar boyu dert çeken yaşlı karavana. Bu gece kesinlikle burada kalıp onu anacaktık birlikte.
***
“Ya işte böyle karavancım! Sessiz sedasız süzüldü…”
“Abi, zarf bırakmıştı. Açmadın mı?”
Doğru ya!
Zarf!
Ellerim titreyerek açtım zarfı. 12 yıl öncesine ait günlük sayfası ile bir mektup.
“3.1.2006
Elimi neye atsam parçalanıyor. Ve ben bu parçalar arasında gün-be-gün kayboluyorum, yavaş ve ızdıraplı bir ölüm benimki. 12 yıl daha sürecek ve ardından yok olacağım. Evet, hedefin 29. Ne bir eksik ne bir fazla. Aşırı dozdan çatlayacak damarlarım. Son şiirimi yazıp gideceğim kanımla. Asıl meraklandığım nokta ne kadar daha kaybedeceğim bu 12 yıl içinde? Ne kadar daha derinlerde dibe vuru yaracağım kaş gözü… Her yerim morarmış. Olsun, ben moru severim.”
Şiir, burada bir yerlerde olmalı. Bulmalıyım!
“Abi, şiiri uçuruma attı.”
O vakit, mektup…
“Can dostum;
Özür dileyerek başlamak istiyorum satırlarıma.
Kimseyi yanıma yanaştırmamam bugünün ne zaman geleceğini biliyor oluşumdandı. Ama hayır, seni uzaklaştıramadım. O kadar temiz bir kalple selamladın ki beni…
Çok zarar verdim sana tüm bu arkadaşlığımız boyunca. Lütfen, affet beni. Sil hafızandan, üstümü karala ardından.
Benim dünyama iyi geldin, sana ihtiyacı olan kocaman bir dünya daha var.
Okyanus.”
Gözyaşlarım dağıttı derinliğini harflerin arasına gömdüğü son mektubunun mürekkebini.
Ah be azizim, gece kabuslarıma kim ortak olacak şimdi?
                                                                                     Zeynep Sina Ersan 

Görsel: zeynepnazan.wordpress.com adresinden alınmıştır.

Konuk
Latest posts by Konuk (see all)
Sosyal Medyada Paylaş
Konuk

Konuk

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

View all posts by Konuk →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: