Yalınayak – Merve Öztürk



Bir mareşalin acemi bir asker tarafından öldürülmesi gibi çöktü her şey. Beklenmedik bir anda ve aniden. Sanki biri hiç düşünmeden çekti o tetiği. Olacaklardan habersiz ve sinsice. Lakin bazen aydınlanıp gün yüzüne çıktığı zamanlarda oluyor. Ansızın geliveriyor gözümün önüne, her şeyin nasıl çöktüğü. Sonra saçmalamaya başlıyorum yine, hafif meşrep bir halde. Yazıp yazıp sildiğim günler oluyor, bazen çiziyorum da ama yine siliyorum. Ne yapsam beyaz bir kağıttan öteye gidemiyorum. Bazen saç kurutma makinesinin çığlıklarına benziyor kafamdaki sesler. Kurutamıyorum o ıslaklığı. Kurudukça yeniden ıslanıyor, sanki dinmeyen bir yağmur var beynimde. Giderek büyüyor içimdeki boşluk. Nasılda düştüm bu mutsuzluğa. Bilirsin, hatırlamak çoğu zaman acı verir insana. Bir insanın ölümüne alışırsın ama ölme düşüncesine katlanamazsın. Sanki bir şey ısırıyor damarlarımı, derimin altında bir savaş var. Akyuvar alyuvar çatışmasıda olabilir. Bilemiyorum, tıp okumadım ben. Ama vücudumun bir savaş verdiğini biliyorum. Sakinleşmeleri için ne vermem gerektiğinide biliyorum. Ama bu sefer olmaz. Bu sefer… Bilemiyorum. Fazla kararsızlık dünyadaki en kötü şeydir. Bazen yaşamak istediğine bile karar veremezsin. Sonra… Sonrası da gelmez bazı şeylerin. Giderek daha kısa cümleler kurduğumun farkına varıyorum. Cümle kurmayı bırak bir kelimenin harflerini bile toparlamakta zorlanıyorum. Bazı şeyler için saatlerce düşündüğümü fark ediyorum. Fark edince ne düşündüğümü unutuyorum. İstersen aşırı umursamazlık de yada boş vermişlik. Eminim tıpta da bir adı vardır. Ben tercih diyorum. Bazı şeyler boş verince güzel, hatırlamak istemeyince, bilinçli unutunca. Sahi bilinçli unutmak diye bir şey var mı sence? Yani insan unut diyince unutur mu bazı şeyleri. Keşke olsa. Keşkeli cümleler kurmayı seneler önce bıraktım ben. Keşkenin bağımlılık yaptığını farketmişmiydin sen. Bir kere başlayınca bırakamıyorsun. Keşke diye başlıyor bütün cümleler. Ama ben onu bırakmasını da bildim. İnsan isteyince her şeyden vazgeçebiliyor. Ama ağız alışkanlığı işte. Birden kaçırıveriyorsun. Saçmaladığımı fark ediyorum bazen. Birileri ‘ne içiriyorlar sana’ diye dalga geçince tek benim farketmediğimi anlıyorum. Hiçbir şey, diyorum. Hayatımda bu zamana kadar hiçbir şeye bağlanmadım. Bu hayatta yaptığım tek şey bana bırakılmış boşlukları doldurmak. Birileri bana bir ömür verdi ve bende onu tamamlamakla meşgulüm. Evet meşgulüm lütfen rahatsız etme beni. Lütfen rahatsız etmeyin beni. Yeterince meşgul ve yorgunum. Sabaha karşı yalınayak dolaşırım sokaklarda. Çoğu zaman ağır aksak. Acemi bir asker ararım sokaklarda, sırf mareşalin hesabını sormak için. Her zaman boş elle geri dönerim ve kanayan ayaklarla. Senin ayağına hiç cam battı mı ? Peki ya çivi, tahta, taş… 

Peki ya geçmişin battı mı ayaklarına, geleceğin yada şuan. Bir şeylerin sırf kalbine saplanmaması için suçu hiç ayaklarına attın mı? İsteyerek mi yaptın yoksa benim gibi zevk alarak mı? Ayakların kanıyor diye sevindin mi hiç? Kanayabilen bir yerlerim varmış diye şaşırdın mı? Geceleri karanlıkta yazmaya benzemiyor bu, yazıp da rahatlamak gibi değil. Bu daha çok yazdıkça çökmek, yazdıkça anlattıkça gömülmek. Yazdıkça hatırlamak, yazdıkça unutulmak gibi. Yoksa hiçbiri tanıdık gelmedi mi sana. Neyse boş ver. Bazen herkesi kendim gibi sanıyorum.


                                                                                        Merve Öztürk



Konuk
Konuk

Konuk

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir