Yoz – Medine Tek

                                                   
 İnsanların hayatları artık beni hiç şaşırtmıyordu. Onlara göre tepkisiz kütüğün tekiydim. Oysa beni tepki vermeye itecek birer hikayeleri yoktu. Ben de kendi hikayemi anlatmaya başladım. Daha doğrusu yazmaya. Konuşma dilinde pek iyi değildim. 
Hafızamdaki tek net görüntü çocukluğuma ait. Müstakil evimizin merdiveninde beni bir başıma bırakıp koşar adımlarla basamakları döven iri kıyım bir gölge… Babam. Dudaklarından sıyrılmayı başaran silik bir cümle; “dur! Beni öpmeyi unuttun.” Önceleri eşit hızla yürüyemediğimiz için ben babamdan geride kalıyordum sanırdım. Sonra sonra anladım ben aksaktım ve babam benle yanyana yürümekten bile utanıyordu. Ona yetişmeye çalışmaktan hatta onunla aynı yolda yürümekten bile vazgeçtim.  “Babam adamsa ben olmayacaktım.”  O sağcıysa ben solcuydum. O dindarsa, ateisttim. Ondan bir parçaydım. Bütüne karşı olmaya and içmiş bir parça. ” Polis olacaksın.” dedi. Okulu bıraktım. ” Evlenip düzen kurmanın zamanı geldi.” dedi. Evlenme fikrinden tiksindim. Ne haddiineyse bir gün öldü gitti ve ben hiç huyum olmadığı halde dört nala yaşamaya karar verdim. Cesedine fatiha yerine anason üfledim. Öldüğü gün müdavimi olduğum meyhaneye gittim, bir 70lik istedim. Tam kendi sakiliğimi yapmaya koyulacakken meyhanenin kapısı yavaşça aralandı. Kendine en az iki beden büyük gri takım elbisesi, yarı muzip yarı tehlikeli gülümsemesiyle orta yaşlı bir adam belirdi. Tetikçi Çetin. Onu tanıyanlar, daha doğrusu arkasında bıraktığı leşlerin sayısını bilenler, canlarının kefaretini alkol karşılığı öderlerdi Çetin’e. İstediği mekana girer, yer, içer hesap ödemeden kalkar giderdi. Söylenene göre üzerindeki takım, kendi elleriyle boğduğu babasınınmış. Başka bir kıyafetle gören olmamış bu orta yaşlı kurdu. Televizyon perspektifii iyi bir masa seçti kendine. Daha ağzını açıp garsona bir şey söylemeden hazırlandı içkisi, mezesi. O sırada arka masadan kulağıma ilginç sayılabilecek bir hikaye çalındı. Burhandı anlatıcı. Herkes Buhran diyordu ona. Her alkol aldığında aynı hikayeyi anlatır, hüzünlenirmiş. Yarısında yakaladım mevzuyu. “Buhran” dedim “En baştan anlat.” Bir duble rakı verdim rüşvet olarak. Sağ elini göğsüne götürüp eyvallah jesti yaptı. “Leyla.” dedi.  “Garsonluğunu yaptığım güzeller güzeli konsomatris. Onu bu şartlara sokanlara aile, çalıştıranlara patron, ona orospu diyorlardı. Gözlerim sürekli onu arıyordu. Dolaştığı masalarda attığı her şuh kahkahada ben uçurumdan düşüyordum. Ama seviyordum abi, görmemezlikten geliyordum bu tür durumları. Gizliden para biriktirmeye başladım onu kaçırmak için. Yaşadığı şaşalı hayattan kısmamaya yetecek kadar para. Pavyon kapanınca evine ben bırakırdım. Het ayrılışımızda bitçr sarılması vardı. İçim ah yüreğim… Abi kimse sarılmadı bana bu yaşıma kadar. Anladın mı? Sonra bir gün pavyonda, diğer müşterilere baktığından farklı bir şekilde baktığını gördüm birine. İlk aşkıymış. Yeşil gözleri pasparlaktı ona bakarken. Biriktirdiklerimi ve kıçı kırık valizimi alıp firar ettim o gece. Elimdeki paranın hemen hepsini pavyonlarda hiç ettim. Kalanıyla esrar aldım. Sardım üçlüyü, yaktım, açtım “Olmasaydı sonumuz böyle” yi. Koca bir ahh döküldü dudaklarımdan. Ah dedim Leyla ah. Sonra duydum o da kaçmış pavyondan. Bana gelmediğine göre aşık olduğu adama kaçmıştır. 
“Yeterince ilginç değilmiş. “
” Ne diyorsun abi sen? “
” Anlattıkların diyorum, klasik lan işte. Farklı bir şeyler duyarım diye baya heyecanlanmıştım. ” Ağzıma koca bir yumruk, bir tane de karnıma. 
” Ne! Yalan mı lan Burhan? “
Bir tekme diz kapaklarıma ve yerdeyim. Kafamı kaldırdım, bir elle gözgöze geldim. Ben hâlâ tereddütteyken,  elim Çetin’in yardımına çoktan onay vermişti. 
                                          Medine Tek
Konuk
Latest posts by Konuk (see all)
Sosyal Medyada Paylaş
Konuk

Konuk

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

View all posts by Konuk →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: