Yaşayan Ölüler Mezarlığı – Alper Aşıkoğlu

                

Çiseleyen yağmurun serpiştirdiği küçük damlalar iz bırakmış mezar taşında. Ürpertici bir esintinin uğultusu, yaprakların gizli bir fısıltıyı andıran sesine karışıyor. Bir meşenin dalları arasında, bilge bir baykuş gibi çevresini izliyor yaşlı bir karga. Silgiyle silinmiş gibi duran bulutların arasından süzülen gün ışığı vuruyor adının kazılı olduğu mermere. Yanı başındaki ağacın kuruyan yaprakları dökülmüş üzerindeki çiçeklerin üstüne. Yaşamın albenisiyle dolu o toprak kokusu yayılıyor çevrene buram buram.

Bir zamanlar dev bir orduyu dünyanın bir ucundan diğerine taşıyan sözlerin, ışıltısı bir güneş gibi göz kamaştıran hazinelerin, ucu bucağı olmayan toprakların, karşında boyun büküp diz çöken bir halkın vardı. Büyük, çok büyük bir isim bırakmaktı dileğin.

Kendi ellerinle kazacağın bir mezara gömülmek ancak bir delinin aklından geçebilirdi. Ne ki hayat, bir delinin aklından geçenleri yaşatabiliyordu insana.

Tırnak araları kararan ellerinle kazıyordun mezarını. Kazdıkça paramparça oluyordu yaptıkların, inandıkların, bağlandıkların… Kazdıkça, kendine söyleyemediklerin, kendinden sakladıkların çıkıyordu toprağın altından. Kazdıkça anlıyordun: Yüreğinin atıyor olmasıydı seni yaşıyor kılan. Kazdıkça büyüyordu içindeki boşluk. Ve kazdıkça anlıyordun yine; kazdığın yer kadardı yaşamda bırakacağın boşluk. Benimseyemiyordun bunu. Bir yandan bu amansız gerçeğe boyun eğmemek için kaplayacağın boşluğu büyütmek; kazmak, kazmak, yerin altını üstüne getirinceye kadar kazmak istiyordun. Öte yandan, delice bir yaşama isteği, mezarını kazan ellerin devinimine karşı koyuyordu. Yaşam, karşında tutkuyla dikiliyordu soyunuk. Ve sen, daracık bir arenada kendisiyle savaşa tutuşan acınası bir gladyatöre benziyordun.

Yaşam boyu karanlığın, yalnızlığın ve sessizliğin ardına gizlediğin tüm korkular birer birer üşüşüyordu üzerine. Kendine acımak, gözlerini kör eden kibir perdesini çekip kaldırıyor ve seni yeni doğan bir bebeğin çaresiz çıplaklığıyla ortada bırakıyordu. Üzerinde yaşam sürdüğün toprağın altında bambaşka bir ölüm bulmak, son anlarında, gizli bir bilgeliğin dünyayı kökünden sarsacak gizlerini bilip de söyleyememeye benziyordu.

Üstünlük tasladıklarının ayakları altında hissediyordun kendini. Ahını aldığın bir sevi, saflığını geri istiyordu senden. Yakana yapışıyordu yüzlerinden kan damlayan ölüler. Küçük bir kız çocuğu geliyordu karşına ve titreyen ellerini açıp avuçlarına bakıyordu. Boştu. Bomboştu ellerin.

Tatlı bir düşten, korkunç bir karabasana uyandığın tuhaf bir yerdi artık dünya senin için.

Şimdi bu esintili tepede, tüyleri diken diken edecek o sesi bekleyen, aslında nerede olduğunu bilmediğin bir sen var. Bir de tüm bağlarından sıyrılıp adını üzerinde bıraktığın soğuk mezar taşın.


                                                                                                                           Alper AŞIKOĞLU                                                                                                                                                           TeReKe #1



Konuk
Latest posts by Konuk (see all)
Sosyal Medyada Paylaş
Konuk

Konuk

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

View all posts by Konuk →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: