Mart 29, 2020
KAYIP-PALTO-ALI-AKKOC-MERDIVEN-ALTI-YAZAR

Kayıp Palto – Ali Akkoç

          Gözümü açtığımda saat sabahın beşiydi. Beni eve kim getirdi, sonrasında yatağa nasıl girdim hiç hatırlamıyorum. Gün boyunca evimin alt sokağında küçük bir meyhanede içip sızmıştım. Ben öyle hatırlıyorum. Sanırım güneş batınca yatağa girmiştim. Perde bile açık kalmış, dedim içimden. Güldüm sonra. Benim gibi altıncı dereceden bir memurun perdesi açık kalmış kimin umurunda olur ki? Bu saatte de hava da oldukça soğuk oluyormuş. Yine de yorganı üzerimden atmaya karar verdim. Yorganı yavaşça ayağımla ittim. Ne göreyim? Takım elbisemle yatmışım. Kravatım bile boynumda asılı. Ayakkabılarım ayağımda ve her gün özenle ütülediğim gömleğim de… Başka takım elbisem de yok, diye içimden geçirdim. Aceleyle yataktan kalktım ve doğruca banyoya aynanın karşısına yürüdüm. O anda paltom nerede diye düşündüm. Paltomu her gün astığım portmantoya bakmak geldi. Sinirlerim iyice gerilmişti. Kapağı açtım. Palto yerinde yoktu. Bu kış gününde işe paltosuz gidemezdim. Hem yeni bir palto almak için yeteri miktarda param da yoktu. Paltomu bulmalıydım. Elim şemsiyeye uzandı ne talihsizlik şemsiyeyi de bulamadım yerinde. Dışarda yağmur tek tük atıyordu. Her şeye rağmen sabahın alaca karanlığında kendimi evden dışarı attım.

         Yaklaşık bir saat kadar amaçsızca yürüdüm. Aklıma hiçbir şey gelmiyordu. Karnım da acıkmıştı. Sokak lambalarının aydınlattığı caddenin üzerinde bir çorbacı gördüm. Dışarısı ayazdı. Bunu çorbacıya girince fark ettim. İçeride az kişi vardı. İşçi oldukları üzerindeki üniformalardan belli oluyordu. Ben sobanın yanındaki masaya oturdum. Garsona mercimek çorbası diye seslendim. Çorba gelmeden sigaramı çıkarıp yaktım. O anda karşı duvardaki aynadan dağınık saçlarımı gördüm. Dün için kendime sitem ettım bir anlığına. Şemsiye neyse de koskoca palto kaybolmuştu. Sonra duvardaki saat gözüme çarptı. Saat altı olmuştu ve sekizde mesai başlayacaktı.

         Çorbacıda epey oturmuşum ki mesai saati iyice yaklaşmıştı. Oturduğum sandalyeden kalkıp çorbanın ücreti ödedikten sonra tek tük atan yağmurun altında şehrin en pis en kokuşmuş bulvarı boyunca yürümeye başladım. İş yerine geldiğimde mesainin başlamasına çok az zaman kalmıştı. Takım elbisem ve gömleğim buruş buruştu. Bu arada ciğerlerime kadar üşümüştüm. İş yeri oldukça soğuktu. Çalıştığım bölüme geldiğimde kapının gıcırdaması ile müdür ve müdür yardımcısı ile göz göze geldik. O anda ne göreyim, paltom müdürün elindeydi.

        Müdüre gülümsememe rağmen o hiç tepki vermemişti. Sanırım dün gece garip şeyler olmuş diye düşündüm. Masam pencerenin hemen yanında, kapının tam karşısındaydı. Pencereye baktım yağmur iyice hızlanmıştı ve pencereye vuran yağmur damlaları beni iyice üşütüyordu. Bir an aklıma evdeki odam geldi. Yağmur yağdığında yatağımdan hiç kalkmadan yorganı başıma kadar çeker pencereden dışarıyı izlerdim. Hiçbir tedirginlik olmazdı üzerimde. Yalnızca soğuk üşütür, gök gürültüsü de korkuturdu. İkisi de çok doğaldı. Doğadan gelen şeylerdi. Şimdi paltom kaybolmuş ve müdürün elinde duruyordu. Yüzü asıktı müdürün. Bütün hıncını benden alacaktı. Çalışmaya ihtiyacım olmasa bu iş yerinde hiçbir vakit kaybetmez, eğer iş yeri yakılacak olsa ilk kibriti ben çakardım masama. Bıkmıştım onca yıl. Hep stres, hep tedirginlik hali, hep olmadık başa bela şeyler. Masama baktım sabah kahvesi gelmişti. Bu iş yerinin en güzel şeyi de sabah kahvesinin saatini hiç şaşırmadan tam vaktinde gelmesiydi. Keşkeleri hiç sevmem lakin ilk defa keşke dedim. Ben bir gezgin olsaydım ya da bir tuvalini boyayan bir ressam. Yahut müziği besteleyen bir besteci… Nerede o şans bende. Ben fakir bir işçinin çocuğuydum. Zorla bir muhasebe servisinde iş bulabilmiştim. Zaten çabalasam bile başka bir iş bulma olanağım yoktu. Elimden hiçbir şey gelmiyordu. Liseyi bile zorla bitirmiştim. Bu işi bulduğumda o kadar sevinmiştim ki işe kabul edildiğim gün en sevdiğim arkadaşlarımla kutlama bile yapmıştık. Bütün içkileri ben ısmarlamıştım. Neredeyse sabaha kadar içip o özel günü kutlamıştım. Tam da geçmişe dalıp gitmişken müdür masama gelip paltoyu bıraktı. Yüzüme baktı. Utandım. Neden utandığımı bile bilmiyorum. Aslında yüzüne tüküresim vardı. Müdür akşam evimde paltonu unutmuşsun dedi.

            Yıkılmıştım. Tabi ya, akşam müdür bey evine iş arkadaşlarımı davet etmişti. Davetli olmayan yalnızca ben vardım. Ben de işten sonra bir meyhaneye gidip sarhoş oluncaya kadar içip sonra da davetli olmadığım müdürün evine gitmiştim. Bunları düşünürken müdür masama bir zarf bıraktı. Zarfı açıp okumamı, okuduktan sonra da odasına gelmemi söyledi. Müdür kendi odasına doğru yürüdü. Yüzüm kızarmıştı. İçimde bana dair ne varsa tek tek ortaya çıkıyordu. Ne yapmalıydım, nasıl bir yol izlemeliydim hiç bilmiyordum. Neden o kadar çok içmiştim ki? Hadi içtim neden davetli olmadığım yere gittim. Pişman mıydım? Hem de çok. Penceren dışarı baktım. Yağmur daha da hızlanmıştı. Üstelik kar da atıyordu. Bu sefer üşümüyor tersine terliyordum oda soğuk olmasına rağmen. Gözümden bir damla yaş geldi. Sanırım kovuldum diye düşündüm.

               Saatler, günler, aylar geçmiş gibiydi ama henüz birkaç dakika bile olmamıştı. Zarfı açmamıştım. Bu arada tüm iş arkadaşlarım masasında kendi aralarında şakalaşıyorlardı. Gülüyor, eğleniyorlar sabah kahvelerini içiyorlardı. Elime zor da olsa zarfı aldım. Açtım. İçinden kısa bir mektup çıktı. Mektup aynen şöyleydi: “ Sayın Bay Z,

               İş yerimizde uzun süredir çalışıyorsunuz, emeğiniz paha biçilmez. Size layık mı bilemeyiz ama sizi bölüm şefi yapmaya karar verdim. Dünkü evde toplanmamızın sebebi de arkadaşların fikrini almaktı. Senin bize gelişini anlamadım zaten çok içmiştiniz. Paltonuzu bile unutmuşsunuz. Yine de sizi bir kahveye odama bekliyorum.  Müdürünüz.”




                                                                                      Ali Akkoç




Fotoğraf Kellen Riggin – Unsplash

Konuk
Latest posts by Konuk (see all)
Sosyal Medyada Paylaş
Konuk

Konuk

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

View all posts by Konuk →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: