Hasta I – Ali Akkoç



                 A hastanesinin nerdeyse insan boyutlarından daha da büyük taşlarla inşa edilmiş bahçesinin tam da orta yerinde orta boylu, uzun ve gür saçları, dolgun dudakları, dizine kadar uzanan paltosu ve boynundaki siyah atkısıyla Bay Z hafif çiseleyen yağmur altında hiçbir şey olmamış edasıyla bekliyordu ama işin aslı böyle değildi. Bay Z tam da bu sırada
              — Keşke bu duvarların arasına hiç sıkışmamış olsaydım. Ölmeyi bile tercih ederdim ama ne yazık ki kendimi öldüremeyecek kadar korkağın biriyim diye aklından geçirdi.
             Bay Z yıllar önce -buna gençliğinde demek daha doğru olur- çalıştığı işyerinde başına gelen şanssız bir olay yüzünden hem işinden atılmış hem de ruhsal sorunları yüzünden kendine ve çevresindeki insanlara zarar vermemesi için A hastanesine yatırılmıştı. Buraya geldiğinden bu yana yaklaşık otuz yıl geçmişti ama kendisi bunun farkında değildi. Ona, hastaneye dün gelmiş de bugün taburcu oluyormuş gibi geliyordu ve böyle düşünmesinin normal mi anormal mi olduğunun bile farkına varamıyordu çünkü sıradan bir insan için zamanın ne anlama geldiğiyle onunkinin düşündüğü zaman arasında büyük bir uçurum vardı. Bu uçurumun altındaki en büyük sebep de hastane duvarları arasında geçen koskoca otuz yıldı.
              Bunları düşünürken sigarasından bir nefes çekti ve gerçekten iyileştim mi ben, diye de aklından geçirdi çünkü koskoca otuz yılda, hastalığını kabul etmesi hastaneye yatırıldıktan uzun yıllar sonra olmuştu. Şimdi de iyileştiğini kabul etmiyor gibi görünüyordu. Bu arada yağmur hafif hızlanmaya başlamış sere-serpene dönmüştü. Kulaklarının ve burnunun üşüdüğünü hissetti. Elindeki valiziyle yemekhanenin bulunduğu bölüme doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Saçak altına kendini attıktan sonra saatine baktı:
        Az kalmış, dedi.
Ardından A hastanesinin kocaman bahçesine bir yabancı gibi baktı:
               —Burada en çok da benim diktiğim erik ve elma ağacını özleyeceğim. Keşke onlar da yürüyebilse de benimle gelse diye düşündü.
                Ağaçların gelemeyecek olması onu çok fazla üzmeyecekti ama hastaneden ayrıldıktan sonra kalacağı yerde sabah uyandığında kendi elleriyle yetiştirip su vereceği ağaçlar olmayacaktı. Bunun ne demek olduğunu yeryüzünde belki de en iyi o bilebilirdi. Uzaktaki elma ve erik ağacına son kez bakıyordu. Bu arada polikliniklerin olduğu yerden üç tane doktorun ona doğru geldiğini gördü.
                Doktorlar ona doğru yaklaştıkça içinde otuz yıl boyunca hissetmediği ve birden bire baş gösteren bir endişe duydu. O anda ne yapacağını bilemedi. Hava soğuk ve yağışlı olmasına rağmen terliyordu. Hiçbir şey olmamış gibi etrafa bakınmaya başladı. Eli sigaraya uzanacaktı ama bunun şu an için kötü bir fikir olduğunu düşündü. Terini bile silmedi çünkü yapabileceği yanlış bir davranış ona pahalıya mal olabilirdi. Yağmur kendini daha çok belli etmeye başlayınca doktorlar hem daha hızlı yürümeye hem de kendi aralarında şakalaşmaya başlamışlardı. Bunu fırsat bilip valizini eline aldığı gibi arkasını bile bakmadan yemekhanenin yanında bulunan hastane kantinine doğru yürüme başladı. Kantinin girişine geldiğinde doktorlara baktı ama doktorlar ortada görünmüyordu. Biraz olsun rahatlayan Bay Z valiziyle yeniden yemekhanenin önüne geldi. Saatine baktı:
              — Nerede kaldı bunlar biraz daha oyalanırlarsa onları görmeden gideceğim. Yüzündeki endişe gitmesine rağmen bu sefer de beklediği arkadaşlarının gelmemesi onu kızdırmıştı. Biraz daha bekleyim belki bir aksilik olmuştur, eğer saat üçe kadar da gelmezlerse onları görmeden hastaneden ayrılırım diye düşündü. Yemekhaneden de mis gibi yemek kokusu geliyordu. Yemeği dışarıda yemek istediğinden öğle yemeği için hastane idaresinden yemek fişi almamıştı ama zaman geçtikçe almadığına da pişman olmuştu.
               — Hem neden almadım ki yemesem bile fişi almam bana ne zarar verecekti ama dün daha farklı düşünmüştü nedeni ise gece yatağa uzandıktan sonra bugün için hastanede hiçbir şey yemeyeceğini yalnızca keyifle sigarasını içeceğini hayal etmişti. Dışarıya çıkar çıkmaz da doğruca şehrin en güzel lokantasına gidecek ne kadar yemek varsa masasına getirttirecek ardından bir meyhaneye gidip içebildiği kadar her çeşit içkiden içecek hatta bununla da kalmayıp meyhanede beğendiği bir kadının omuzlarına yatabileceğini bile düşünmüştü. Şimdi ise hem sigarasını keyifle içememiş hem de açlıktan nefesi kokacak duruma gelmişti. Kendine kızıyordu ama elinden gelen de bir şey yoktu çaresiz katlanacaktı çünkü beklediği arkadaşları onun için çok değerliydi. Onları görmeden de hastaneden ayrılabilecek olmasına rağmen koskoca otuz yılı ve yaşamı paylaştığı arkadaşlarını görmeden gitmek hem onlara ayıp etmek hem de kendine saygısızlık olurdu. Saate baktı:
                  — Üçe çeyrek kalmış acaba dörde kadar mı beklesem? Evet, dörde kadar bekleyebilirim hem otuz yıl beklemişim bir saat daha fazla beklemişim çok mu?
                  Bunları düşünürken yağmur durmuş gökyüzünde bulutlar dağılmış yemekhanenin tam karşısındaki çıkış kapısı üzerinde gökkuşağı belirmişti. Gökkuşağına baktı o anda aklında ne var yok uçup gitmişti. Biraz bakındıktan sonra valizini alıp kantinin dışındaki banklara doğru yürümeye başladı. Hava da öncesi kadar soğuk değildi. Hastanesinin devasa kapısını tam karşıdan gören bir banka oturdu ve atkısını boynundan çıkardı ardından paltosunun düğmelerini çözüp yakasını açtı. Sigara paketini çıkardı. Tek sigarası kaldığını gördü. Cebinde dışarıda bir ay yetecek para bulunmasına rağmen kantinde sigara satılmadığından hayal ettiği keyifli bir şekilde sigara bile içemeyecekti.  Beklediği arkadaşlarından sigara alabilirdi ama onların gelip gelmeyeceğinden emin de olamıyordu bu yüzden son sigarasını da gününün en güzel vaktinde içmek istediğinden sigarayı paketine geri koymak için masanın üzerinden aldı.
            Bu arada uzakta birilerinin ona doğru yaklaştığını gördü. Heyecanlanmıştı ve sanırım onlar diye düşündü. Birden bire gelenlere doğru koşmak ve her birine sıkıca sarıldıktan sonra hüngür hüngür ağlamak istemişti. Ne yazık ki bu olmayacaktı çünkü gelenler hastanede görevli doktor ve hemşirelerdi. Bu sefer gelenleri pek önemsemedi. Gelenler de onun yanından hiçbir şey olmamış gibi geçip gitti. İyice canı sıkılmaya başlayan Bay Z sonunda hastaneden çıkmaya karar verdi. Bunun için önce hastane müdürlüğüne gidip çıkış yapmak için gerekli işlemleri yaptırması gerekiyordu. Hiç vakit kaybetmeden boynuna atkısını sardı ve valizini alıp devasa giriş kapısının yanında bulunan müdürlüğe doğru yürümeye başladı. Bahçenin içi çeşitli meyve ağaçlarıyla doluydu. Hem yürüyor hem de ağaçlara bakıyordu. Biraz daha ilerleyince kendi elleriyle diktiği elma ve erik ağacının yanına geldi. Valizini yere bırakıp iki ağacın ortasına geçti ve kımıldamadan durdu. Görenler saygı duruşuna geçtiğini zannedecekti çünkü uzun süre ayakta kımıldamadan kaldı. Son kez ağaçların dallarına dokundu ve yürümeye devam etti.
                  Müdürlüğe geldiğinde ne gibi işlemler yapılacağı konusunda bilgisi yoktu. İçeriye girdiğinde koridor boyunca yan yana ve karşılıklı olarak bir sürü oda vardı. Giriş kapısının sol tarafında bulunan ilk odaya baktı. Kapının üstündeki levhada İdari İşler Odası yazıyordu. Benim aradığım yer burası deyip kapıyı vurdu ve içeriye girdi ama görevlilerden beklemediği bir tepki aldı çünkü odada bulunan bir görevli Bay Z ye:
                 — Dışarı çıkar mısınız, biz gir demedikten sonra içeriye girmiyorsunuz. Şu an elimizde yapmamız gereken işler var. Sizle şu an ilgilenemeyiz. Siz dışarıda bekleyin biz sizi çağıracağız, dedi. Bay Z ses çıkarmadan dışarıya çıktı ve ilk gördüğü koltuğa oturdu. Hastaneden bir an önce dışarı çıkmak isteyen Bay Z biraz sinirlenmişe benziyordu. Kendini yatıştırmak için salonda bulunan televizyonu izlemeye başladı. Televizyonda hasta yakınları için eğitici bir program vardı. Programı izlemeye başladığında kendinin rahatsızlığını düşündü ve hemen duygusallaştı. Kendine acımıştı. Programda bir ara hasta yakınlarıyla yapılan röportajlar gösteriliyordu. Röportajları izlerken Bay Z nin aklına annesi ve kız kardeşi geldi ve uzun zamandır onlardan haber alamadığını üstelik onlara kısa sürede ulaşması gerektiğini düşündü. Çünkü üzerindeki para ona çok uzun süre yetmezdi. Hemen işe de başlamak istemiyordu zaten işe başlasa çalışmaya ayak uydurması çok zor olurdu. Yapabileceğim sıradan vasıfsız işler diye aklından geçerken içerden bir ses duyuldu:
         Biraz önce gelen beyefendi içeriye gelin.
                Bay Z etrafına baktı. Salonda bulunanlar içerden gelen sese aldırış etmedi. Kendisine seslendiklerini anlayan Bay Z elinde valiziyle odaya girdi.
        – Size nasıl yardımcı olabiliriz?
        – Bugün taburcu olacaktım işlemlerimi tamamlamak için neler yapmam gerektiği hakkında bilgi almak istiyordum.
        -Raporlarınızın fotokopisini ve nüfus cüzdanınızı masanın üzerine koyun ve valizinize de alıp dışarıda bekleyin.
        Bugün hastaneden çıkar mıyım?
        O konuda biz bir şey diyemeyiz buna hastane yönetimi karar verecek.
        Ama bana bugün taburcu olacağımı söylediler ve tamamlamam gereken evrakları verip işlemleri yaptırdıktan sonra hastaneden çıkabilirsin dediler.
        Beyefendi bu konuda bizden daha çok şey biliyormuşsunuz gibi konuşuyorsunuz isterseniz valizi bize ver biz dışarıda bekleyelim sen işlemleri yap.
        Estağfurullah efendim ben dışarı çıkıp beklerim işinize burnumu soktuysam özür dilerim.
                Bay Z valizini alıp dışarıya çıktı ama çıkarken de içerdekilere bildiği tüm küfürleri etti. Dışarı çıkınca kapının hemen sağında bulunan koltuğa oturdu ve yeniden televizyondaki programa daldı. Bir süre sonra içeriden birinin çağrıldığını duydu. Odadan taburcu olmak için başvuran hastanın içeriye gelmesi söyleniyordu. Kendisine seslendiklerini anladığından vakit kaybetmeden kapıyı vurup içeriye girdi.
                 İçerdekiler Bay Z nin bir yere oturmasını söylediler. Bay Z nin keyfine diyecek yoktu. Belki de on dakika sonra özgürlüğünü elleri arasına alacaktı. Son sigarasını da işlemler bittikten sonra hastanenin devasa kapısından çıkarken içebilirdi ama işler onun istediği gibi gitmemişti. Bay Z, dedi içerde çalışanlardan biri, bu rapor sizin adınıza düzenlenmemiş. Rapor D adında bir hasta için düzenlenmiş. Bay Z nin başından kaynar sular dökülmüştü. Nasıl olur, dedi ve ekledi:
        Bu rapor bana ait isterseniz sağlık kurulundaki doktorlara sorabilirsiniz.
        Sormasına sorarız ama kurul haftada bir toplanıyor. Sizle ilgili kesin bilgiyi ancak haftaya öğrenebiliriz.
        Şu an hastaneden taburcu olamayacak mıyım?
        Düşündüğünüz gibi Bay Z şu an için size çıkış veremeyiz. Bir hafta da burada kalmanız gerekecek ama sağlık kurulunun ilk toplantısında sizin sorununuz için kurula yazı yazmış oluruz. Şimdi size bir sonraki sağlık kurulu toplantısına kadar taburcu olamaz diye sizin bölüm idaresine yazı yazacağız ve siz de yazıyı elden götürüp onlara teslim edeceksiniz biz de yazının bir suretini kuryeyle arkadan göndereceğiz. Soracağınız başka soru var mı?
                  Bu durumda ne sorabilirim ki?
                  Siz dışarı çıkın yazıyı hazırladıktan sonra sizi çağırıp yazıyı teslim ederiz.
                 Bay Z dışarı çıktı çıkmasına ama buz gibi oldu ve yüzü ölü gibi sarardı. Koltuğa kendini zor attı. Şimdi o kadar çok üşüyordu ki paltosunun düğmelerini ilikleyip boynuna atkısını sardı. Kimileri ise kendi aralarında konuşuyor kimi ise televizyon izliyordu. Bu arada Bay Z nin beklediği arkadaşları hala gelmemişti. Evrakları teslim aldıktan sonra son sigarasını yakıp kantine doğru yürümeye başladı…
                                                                                                        Ali Akkoç
Konuk
Latest posts by Konuk (see all)
Sosyal Medyada Paylaş
Konuk

Konuk

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

View all posts by Konuk →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: