İstanbul Acayip Bir Yer Oldu – Ömer Bilgiç



Bir haziran akşamında, Beter Tepede çay sigara keyfi yapıyordum. Sarmaşıklarla dolu, yeşillerin arasında konuşlanmış bu tepe bana her zaman eski bir mutluluğu, yaşanamamış bir sevincin noksanlığını hatırlatıyordu. Eşsiz sulara dalıp gitmişken gözlerim, bir kadın sesi uyandırdı beni.  Kafamı sesin geldiği yöne çevirdim. yirmili yaşlarında, kıvırcık saçlı, orta boylu, soluk etekli, bol bluzlu, john lennon gözlüklü, kolları bez ve ipten bilekliklerle dolu bir kız ayağa dikilmiş ve masadaki beyefendiye bağırıyordu. Masadaki beyefendi, kırmızı fesi, siyah takım elbisesi, altın cep saati, oturmasına rağmen bariz bir şekilde belli olan uzun boyuyla ve birazdan kadının gözlerinin içine dikecek olduğu çakır gözleriyle tüm sükuneti koruyarak;
“Saygıdeğer, bayan. Bunun sizi incitebileceğini düşünmemiştim, affınıza sığınıyorum”, dedi ve kızarmış yüzünü öne eğdi. Bu sözler genç bayanı sakinleştirmemiş, belki de kulaklarına kadar yayılan öfkesi bu sözleri duymasına mani olmuştu.
“Üç kuruş paran var diye her şeyi elde edebileceğini mi düşünüyorsun? Ne olacağını sanıyordun, üç kuruşluk hesap ödeyince kucağına mı atlayacaktım?” Kadın, cümlesini bitirdikten sonra adamın masasındakini türk kahvesini, adamın üzerine döktü ve masaya yirmi lira atıp hızla uzaklaştı. Beyefendi, cebinden mendilini çıkartarak üzerini aceleyle silip, utangaç bir insanın anlık sakarlığıyla sağa sola çarparak faytonuna atlayıp, uzaklaştı. Ne acayip bir tip ama dedim içimden. Saatime baktığımda artık gitmem gerektiğini anlamış, bugün de onun gelmeyeceğini kabullenmiştim. Sahi, size bundan bahsetmedim. Bir hafta önce akşamüstü burada bir kadın görmüştüm. Kadın ki ne kadın, parlayan yüzü, uzun kirpikleri, nasıl tarif edeceğimi bilemediğim dudakları, uzun dalgalı saçları vardı. Onunla konuşmak için bir bahane bulamadım, ah ne olurdu sanki ateşiniz var mı? diye sorup, tanışsaydım. Tanışamadım, gidişini izledim öylece fakat her gün de geldim belki yine gelir diye. Hesabı ödeyip, dışarıya çıktım. Hava iyice kararmış, sokaklarda in cin top oynuyordu. Dervişbey’ in ara sokaklarından rıhtıma doğru sallanırken, köşede duran iki çam yarması cins cins bakmaya başladılar. Yolumu değiştirsem olmazdı, çok geçti, yürümeye devam ettim. Onları iki adım geçtikten sonra, biri boğazıma yapıştı, diğeri ise çakıyı çıkartıp; “Sökül ulan” , dedi. Cebimde bir elli kuruş, iki bir lira vardı. Malum peder beyden kalan son paralar da suyunu çekmişti. Ayılar, cebimde paranın olmamasına öfkelenmişti. Cep telefonumun da takoz çıkması, yankesicilik onurlarına dokunmuş olsa gerek ki alıngan bir yumruk çıkardı, boğazıma yapışan ayı. Yerde tekmelenirken düşündüğüm tek şey şuydu; Ulan insan parası yok diye dövülür mü ? Nal sesleri gelmeye başladı. Kafamı kaldırdığımda, bir faytonun yaklaştığını gördüm. Başımda beni tekmeleyen iki sokak ayısı da, dikkatlerini faytona çevirdi. Fayton önümüzde durdu, elli beş altmış yaşlarındaki arabacı solgun teniyle bize bakıyordu. Arkadan inen adam, kafede gördüğüm adamdı. Nedense hiç şaşırmamış, hatta bir tebessümle hoş geldiniz demiştim. Beyefendi, kaytan bıyığı ve ince işçilik bastonuyla adamlara doğru bir kaç adım attıktan sonra;
“Deyyuslar, siz ayıp bilmez misiniz ? Sokak ortasında, adam dövmek nedendir ?”, dedi.
İki goril birbirine bakıp bir kahkaha attılar. Sonra, biri çakısını çıkartıp adamın üzerine doğru atıldı. Beyefendi, bastonunu şimşek hızıyla önce gorilin koluna sonra çenesine yapıştırdı. Gorilin dişleri kırılırken de iki tane de midesine indirdi. Diğer goril arkadaşına yapılanlardan ders almamış yahut hiç film izlememiş olacak ki bir kepengin demirine yapışıp koparttı ve beyefendiye tekrar hücum etti. Beyefendinin bastonu ile gorilin demiri havada bir kaç kere vuruştuktan sonra, gorilin demiri bir köşeye uçtu. Sonrasında beyefendi bastonun tersiyle gorili ensesinden kendine doğru çekip gorilin göğüsüne basıp bir takla attı ve gorilin belirgin elmacık kemiğine bir vole gömdü. Arabacıda hiçbir tepki yoktu, hala aynı baygın gözlerle izliyordu. Beyefendi yanıma gelip iyi misiniz ? diye soruyordu. İyiydim fakat iyiyim diyemiyorum. Çenem biraz yamulmuştu sanki. Sonra faytona binip, Kadıköy Acile vardık. Açıldım, bir şeyim kalmamıştı. Beyefendi doktorla konuşup, bir şeyimin olmadığını öğrenince yavaştan hastanenin çıkışına doğru yol aldı. Hemen toparlanıp peşinden koştum. Koluna girip, Nereye? Dedim. Hayatımı kurtardın ağabey, böyle gitmek olur mu? Gülerek koluma yavaşça vurdu, “Kim olsa aynı…”
“Yapmazdı be güzel ağabeyim”, dedim.
“Peki madem. Kendinizi iyi hissediyorsanız, bir şeyler içmeye gidiyordum, bana eşlik edebilirsiniz.” dedi. Arabaya bindik ve beş dakika boyunca hiç konuşmadık. Daha fazla dayanamayıp;
“Ben sizi bugün, beter tepede gördüm. Bir kadın vardı, size bağırıyordu”, onu o durumda gördüğümden dolayı utandı ve sustu, bunu bir tebessümle gizlemeye çalıştı. Bunu fark edince, tekrar konuşma ihtiyacı hissettim;
“Onun hesabını ödediniz diye miydi ?”
“Evet” , dedi, gözünü kaçırarak.
“Bayan haklı”, dedim. Birden adamın kulakları dikildi. Anlamaya çalışan bir ifadeyle;
“Lakin neden? Bu gayet centilmence bir hareket değil mi?”
“Ağabey kızlar bu tür emrivakilerden hoşlanmaz, hem senin giyim filan de ürkütmüş olabilir. En nihayetinde senin kız hippi, onlar böyle yanlış anlama ama kasıntı tiplerden hoşlanmaz”.
“Neyi var ki giyimimin?”
“Ağabey, İsmet İnönü gibi geziyorsun. Ki bir saniye ya fayton nedir? Trafiğe çıkışı yasak değil mi ağabey bunun ?”
“Sağ olsun, emniyette saygın dostlarımız var. Lakin bu kıyafetlerden başkası olmaz, bunlar benim kimliğim.”
“Sen bilirsin tabi “.
“Adınız neydi ?”
“Ömer, sizin ?”
“Berk, Ömer Bey, sizi tanımadığınız birine hippi demekten men ederim, rica ederim edebinizi koruyun nitekim hippi dediğin zat bundan vakit benim gönlümün tek hakimidir”.
“Berk ağabey, sen olayı çok yanlış anladın. Şimdi nasıl anlatsam bilemiyorum ki, gel bak Woodstock Lokali var az ileride oraya gidelim, beni anlayacaksın”, dedim.
Woodstock Lokali ‘nde  çadırlardan oluşan lobilerden birine girdik. Marijuana kokusunu ciğerlerimizde hissediyor ve ben bir yandan da Berk ağabeye bu insanların ortak noktalarından bahsediyordum. Yarım saat sonra Berk ağabey gitmesi gerektiğini söyledi. Ben de ortama ısındığım için bırakmak istemedim, devam ettim. Çadırdan çadıra gezip, beleş içkinin ve seksin tadına varıyordum. Saatin, ayın, yılın ne önemi vardı ki şuan kucağımdaki kadın adeta kırklı yaşlarına kazık çakarcasına zıplarken? Ve sonra bir şey oldu, çadırın aralığından barın arkasındaki kızı gördüm. Evet oydu. Hemen giyinip bara koştum. İçimde marijuana bulutları ve kanımda kürek çeken alkol beni yanıltabilirdi. Küçük düşmek istemiyordum bu gece. Bu yüzden bir kaç saniye daha kadının yüzüne odaklandıktan sonra selam verdim. Beni görünce şaşırmış gibiydi, çünkü giyimim diğerlerinki gibi değildi yani ben o gün öyle düşünmüştüm ama bu andan yıllar sonra bahsettiğimizde öğrenmiştim ki oradaki şaşkınlığının sebebi o saatte hala çıplak bir adamın kaldığını görmesiymiş. Ne istersiniz diye sordu. “Param yok”, dedim. Ne başlangıç ama… Bu böyle olmamalıydı. “Bizden olsun öyleyse”, deyip bira doldurdu. Adını sordum; “Eylül” ,dedi. Soru cevap şeklinde devam ediyordu konuşmamız. Herkes kendi çadırında, kendinden geçmiş biçimdeydi biz de bundan ötürü Beatles plağını çıkartma cesaretinde bulunup, Birsen Tezer – Hoşgeldin şarkısını koyduk. Çok güzeldi her şey, kendimizden geçmiştik.  “Ulan”, dedim. “Neden beni sevmiyorsun?”
“Sen beni niye seviyorsun?”, dedi.
“Ben seni seviyor muyum ?”
“Sevmesen, böyle bir cümle kurar mıydın ?”
“Kime?”, dedim.
“Hiç”, deyip dudağıma yapışırken birden bir kadın sesi ürküttü beni. Kafamı çevirdiğimde, beter tepede gördüğüm, Berk ağabeyi azarlayan kadın, uzun boylu bir hippi beye bir tokat indirdi ve “Azcık edep be! Hippi hippiye hesap kitlemeye çalışır mı?” , diyerek bir tekme indirdi karnına ve sonra koşarak lokalden dışarıya çıktı. Bir kaç dakika sonra yaşlı arabacı gelip, yerdeki hippiyi sırtlayıp dışarıya çıkardı.

                                                                                           Ömer Bilgiç




Konuk
Latest posts by Konuk (see all)
Sosyal Medyada Paylaş
Konuk

Konuk

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

View all posts by Konuk →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: