Mart 30, 2020
keman-calan-patates-bocegi-oyku-hikaye-tolga-aydın-merdiven-alti-yazar

Keman Çalan Patates Böceği – Tolga Aydın

         Keman çalan patates böceği, keman çalmayı bilmezdi. O, kemanları çalardı. İçi eflatun rengi saten kaplı ufak çantalarının içinden usulca alırdı onları. Tırtıklı ön bacakları hiç ses çıkarmaz, kemanın sapından kavrayıverdiği gibi geceye karışır giderdi. Bazen, eğer kutuları da beğenirse, kutusuyla götürürdü kemanları.

         Patates böceği henüz bir yavruyken iyimserdi. Uzun pamuk tarlaları sap verdiğinde akrabalarıyla üzerinde süzülürken, oburlukları vızıltı halinde bütün tarlayı kapladığı anlarda bile o göğün maviliğinde ezilmeyen yeşil buğdaylara bakardı. Annesi hep ilikleri dolana kadar yemezse onu tırtıl kozalaklarından birine yapıştırıp bırakmakla korkuturdu. Şimdi bunun ne kadar saçma olduğunu biliyordu. Tırtıllar sadece buğday saplarına tutunur, patates, pamuk tarlalarına uğramazlardı. Patates böceği iyimserliğini yavaşça kaybetmeye başladığı yine de güzel günlerden birinde iki yusufçuğun konuşmasına tanık oldu. İkisi de sineklerin ne kadar aşağılık bir tür olduğundan bahsediyordu. İnsandan başlayıp meyve sineği, at sineği en sonunda da yapışkan larvalara kadar indiler. En sonunda parlak yeşil olan dedi diğerine; “Hiçbir mahlukat patates böceği kadar illet olamaz.” Diğeri kanatlarını sıkıca gerip korkuyla baş salladı. “Ne iğrençtir patates böceği.” Dedi. Ekledi sonra da “Çiftçi insanlar onlardan korkularına güzelim, tarlaları zehirle doldurur, güzelim ekinlerin tadını berbat ederler. Pis yaratıklar, kahpe çocukları.”

         Darwinci düşünceye inanan genç patates böceği, yaratılışına lanet okurken buldu kendini; bütün öfkesi, yusufçuklardan kendisine döndü. “Nasıl bir yerim var bu tabiatta benim? Ben yemeyim diye insanlar zehir ekiyor tarlalarına, haklı bu kuşkonmaz kanatlılar.” Belki de kahrolmakta haksız değildi, insana sinek kadar değer verilmeyen dünyada patates böceğine sinek kadar değer verilmezdi. Ağladı mı bilinmez ama buğdaylara doğru yürüdü patates böceği, üzgünken yaptığı gibi.

         Buğdayların dibindeki yetişen rüşeymle beslenen ağustos böceklerinin ince örümcek ağları ve kayısı çekirdeğinden yaptıkları kemanın müziğini dinlemeyi severdi. Öyle çok kendini kaybetmezdi, ince mırıltıların arasında; yine de huzurla kapanırdı gözleri. Buğdayların yanına gelmeden önce de müziği bilirdi ama buğdaylar yüzünden sevmişti ezgileri. Kötü müziğin, çatlak, humussuz toprağın olduğu yerde başak vermezdi buğdaylar, bilirlerdi işlerini.

         Öyle bir gece ilk kemanını çaldı, patates böceği. Üstünde müzik yokken yaptı bunu. Sessizdi keman kutusundan çıkarıp arkasına bakmadan kaçarken. Niye çaldığını sorsanız size cevap vermezdi. Aşık olduğunu itiraf etmeye korktuğu buğdayların saplarının arasından utançla kaçtı, elinde keman vardı. Sonrası geldi zaten. Koskoca bir mevsim boyunca çalıp biriktirdi kemanları, nereye götürdüğünü, onlara ne yaptığını kimse bilmezdi. Anlarlardı onun çaldığını, bulaşmazlardı pis mahlukata ama dolunay şişip doğurduğu her zamanda bir sesin daha eksileceğini bilirlerdi, buğday tarlasından.

         Bir gün iki genç insanın konuşmasına takıldı kulakları. Serin toprağa serilmişler gözleriyle güneşin tadına bakmaya çalışıyorlardı. İyice yanaştırdı ufak sarı bedenini kızın saçlarına gizleyerek, fısıltıları kulağına geldi.

         “Saçların ne güzel,” dedi çocuk.

         Saç niye güzel olsun, diye düşündü patates böceği. Aptaldı bu insan.

         “Aynı şu yakında sararacak buğdaylar gibiler,” dedi.

         Patates böceği bu defa sinirlendi. Sinirle tırtıklı kollarını birbirine sürttü. Sövdü çocuğa öfkeyle, “Nasıl olur da kıyaslarsın benim buğdayımla? Sen gördün mü onun güneşle pişmiş başaklarını, senin bedenin sürtündü mü saplarına?”

          Atıldı delikanlının saçlarına. Isırdı, tırmaladı, dövündü aşkı için.

         Çocuk ince elleriyle alıp ezdi patates böceğini, kırılmış bedeninden akan şeyi sinek kadar tıynet bilmeyen kanıydı belki, aldırmadı çocuk kana, savurdu onu arkasındaki pamuk tarlasına.

         Bakın orada, hala var o buğdaylar. Sarardılar şimdi, tüyleri gerilip çıtırdadı, başakları taneyle şişti. İlk sararan ve ilk solan buğdayın sapına da dikkatle bakın. Bir öbek çekirdek zannedersiniz uzaktan, gelin gelin, bakın daha yakından. Öyle rastgele bir toprak yığını değil o sapındaki, bir sürü keman serilmiş tek bir buğdayın dibine. O buğdayda rastgele bir buğday değil, öylesine bakar sanırdık patates böceğini tarlaya, tek bir buğdaymış gönlünün meyili, yığmış dibine kemanları. İyi oldu belki de akıbeti, keman çalan patates böceğinin.

         Görmek de vardı o buğdayın başkasının ekmeği olduğunu.




Tolga Aydın




Fotoğraf  Nicolas Weldingh  – Unsplash

Sosyal Medyada Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: