Stefan Zweig / Olağanüstü Bir Gece Üzerine – Ali Akkoç

 

Stefan Zweig Olağanüstü bir Gece’de Viyana’nın seçkin tabakasından otuz altı yaşındaki bir adamın o ana değin donuk ve anlamsız hatta biraz daha ileri gidip hiçbir amaçtan yoksun geçen yaşamının bir anda canlanmasına sebep olan bir hikâyeyi konu alır. Adam öyle bir ruh hali içindedir ki o sıralar sevdiği bir kadından bir mektup alır, kadın mektupta yeni biriyle tanıştığını ve evlenmek üzere olduğundan bahseder. Kadın şimdi ne kadar heyecanlı olsa da onunla yaşadığı ilişkide de çok farklı mutluluklar yaşadığını ama bunun adamı üzmemesi gerektiğini söyler. Kadının tersine adam mektubu okuyup bitirince kadının hissettiği hiçbir duyguyu hissetmediğini düşünür üstelik kadının evlenmesine bile üzülmez. Adamın ruh hali bir Pazar gününü anımsatır. Donuk, soğuk, hiçbir şey hissetmeyen ve tüm her şeye karşı kayıtsız bir adam… Zevk alma duyuları yerinden sökülmüş olan bu adamı en harika hangi kelime tanımlar bilemem ama onun ruhuna dair bir şiir var aklımda, hem de şairi Baudelaire: 

Söyle, anlaşılmaz adam, kimi seversin en çok, ananı mı, babanı mı bacını mı, yoksa kardeşini mi? /Ne anam, ne de babam var, ne bacım, ne de kardeşim. /Dostlarını mı?
/Anlamına bugüne kadar yabancı kaldığım bir söz kullandınız. /Yurdunu mu? / Hangi enlemdedir bilmem. / Güzelliği mi? /Tanrısal ve ölümsüz olsaydı, severdim kuşkusuz. /Altını mı? /Siz Tanrı’ya nasıl kin beslerseniz, ben de ona öylesine kin beslerim. /Peki, neyi seversin öyleyse sen, olağanüstü yabancı? /Bulutları severim… işte şu… şu geçip giden bulutları… Eşsiz bulutları! 

Zweig adamın yaşadığı o olağanüstü geceye kadar ki ruh halini öylesine sade öylesine anlaşılır tarif eder ki sayfalar boyunca adamın ruhuna gizlenmiş bir gözlemci gibi hisseder okuyucu kendini. Hiçbir olaydan hiçbir durumdan zevk almayan bir adam, yer Viyana… O gece, o eşsiz buhran ve karanlık ruh birdenbire bu durumdan öyle bir sıyrılır ki buna kendisi bile inanamaz. Anlatımındaki heyecan ve içtenlikten de yola çıkarsak bir insan ne kadar da seçkin bir tabakada ya da sınıfsal anlamda daha üst bir konumda olsa da ruhu için gerekli olan canlılık toplumun alt tabakası diye bahsedilen yoksulların samimiyetine ve içtenliğine ihtiyaç duyabileceğini öyküden rahatça çıkarabiliriz. Yoksullar, piknikte çay içen sohbet eden… İçki içip sarhoş olan… Aylaklar… Serseriler… 

 

Ali Akkoç 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir