Cılız vücudu, iri kafası, her zamanki şık takım elbisesiyle şehrin en görkemli plazalarından N. Bankasının üçüncü katındaki muhasebe bürosunun penceresinden kentin en kalabalık caddesine bakan Genç adam: 

–        
Şu karşı ki kafede garson olarak çalışmayı yeğlerim diye aklından geçirdi. 

Genç adam işe başlayalı beş yıl kadar olmuştu ama kendisi hiç de böyle düşünmüyor aksine çocukluğundan beri bu plazada çalışıyor gibi geliyordu. İyi bir maaşı, konforlu bir koltuğu ve yeni taşındığı oldukça geniş bir evi vardı. Para kazanmasına kazanıyordu lakin bu işi hayatının sonuna kadar yapmak zorunda olması oldukça canını sıkıyordu. Bu yüzden işinden fırsat buldukça bir yandan kahvesini içerken bir yandan da pencereden caddedeki dükkânları izliyordu. 

–        
Belki de yapmak istediğim iş hemen yanı başımdadır diye düşünmeden de edemiyordu. 

 

Garson olma fikri Genç adama başta garip gelmişti çünkü koskoca plazada iyi bir işi varken işini bırakıp karşıdaki kafede bir garson olmak oldukça garip bir fikirdi. Zaman geçtikçe her eline kahve fincanını alıp pencereye yanaştığında kafede çalışma fikri kafasına iyice yatmaya başladı. Kafeyi gözlemlemeye başlayan Genç adamın kafenin kendine has bir samimiyeti dikkatini çekti. Bir kere kafe plaza kadar devasa bir yer değildi. Küçücüktü üstelik oraya gelen insanlar neredeyse her gün belli saatlerde kafeye uğrayıp çaylarını ya da kahvelerini içiyor gülüp eğleniyorlardı. Kafede çalışan garsonlar ise dışarıdan oldukça mutlu görünüyor ve yaptıkları işten memnun gibiydiler. 

 

Kafeyi sabahları uzun saçlı, gür sakallı, kulaklarında küçük küpe olan kısa ve tıknaz bir delikanlı açıyordu. Delikanlı saat sekiz buçuk gibi kafenin biraz uzağında plazanın sol tarafında caddenin biraz eğimli yerinde manav ve kitapçıların bulunduğu yerin köşesinde belediye otobüsünden iniyor ve yavaş adımlarla manava ve kitapçılara selam vererek kafeye doğru yürüyordu. Bazı günler, bunlar çokça oluyordu, F. Kitapevine uğruyor sabah kahvesini orada içiyordu. Delikanlı kafeye vardığında bahçe kapısını geçip çantasına koyduğu anahtarları çıkarıyor sağına soluna baktıktan sonra anahtarı kapının deliğine sokuyor ve yavaşça sağa çeviriyordu. Kafenin kapısı açılınca geceden kalan boğuk hava ve sigara kokusu birden delikanlının burnuna geliyor hemen ardından kapıyı bırakıp geri çekiliyordu. Kapıyı iyice açınca içeriye adımını atmadan bahçedeki masalardan birine geçip bir sigara yakıyordu. Bu arada Genç adam da plazada delikanlıyla aynı anda sigarasını yakıyor delikanlıyı daha dikkatli izlemeye başlıyordu. 

–        
Delikanlının yerinde keşke ben olsam diye de iç geçiriyordu. 

 

Delikanlı sigarasını bitirince kafenin bahçesinde gelişigüzel bir tur atıyor ardından
kafeye giriyordu. Delikanlı kafeye girince Genç adam da masasının başına dönüyordu. Genç adamın masasında bir bilgisayar, kahve fincanı, okunmak için alınmış ama masanın dekoru olmuş iki kitap ve önünde bir sürü dosya, dosyaların içinde evraklar bulunuyordu. Genç adamın iş yerindeki görevi muhasebe bölümündeki en sıkıcı işlerden biriydi. Masasında bulunan evrakların içindeki tabloları bilgisayara aktarıp yönetime haftada bir rapor sunmaktı. 

 

Genç adam masasına oturunca önce önündeki kitabı alıp rasgele bir sayfa çevirdikten sonra okumaya çalışıyor sonra vazgeçiyordu. Kitabı bıraktıktan sonra kendine bir kahve daha alıyor evrakları incelemeye başlıyordu. Saat dokuz çeyrek gibi masasından kalkan Genç adam hızlı adımlarla pencereye yürüdü. Tam o saatte kafeye kısa, kıvırcık saçlı, orta boylu, güleç yüzlü kafenin bayan garsonlarından Genç adamın yaşlarında bir kadın geliyordu. Genç adam kadına baktıkça hiç hissetmediği kadar bir sevinç duyuyordu. Kadın daha köşe başından kitapçıların oradan görününce küçük ağzı açılıyor bembeyaz dişleri görünür gibi oluyordu. Üzerinde etnik bir elbise, ayaklarında Genç adamın kimsede görmediği kadifemsi bir ayakkabı ve boynunu örten gökkuşağı renginde bir şal vardı. Kadın her adım attığında dans eden kalçaları, rüzgârın dalgalandırdığı saçları ve uçuşan elbisesiyle Genç adam da hoş bir duygu yaratıyordu. 

–        
Bu kadın için ölebilirim diye de düşünmeden edemiyordu. 

 

Kadın kocaman plazaya sıkışmış olan Genç adamı hiç fark etmiyordu. Kafenin önüne geldiğinde bahçe kapısını açtıktan sonra dışarıda kahvelerini içen müşterilere gülümsüyor ardından önlüğü takmak üzere içeriye giriyordu ve birazdan saçları ve ayakkabısıyla uyumlu önlüğüyle servise başlıyordu. Bahçede o saatte çok fazla müşteri olmuyordu. En fazla iki masada insan oluyor onlar da uzun süre kalmıyorlardı. Genç kadın müşterilerin siparişleri varsa getiriyor ardından kendisine de bir kahve alıyor kapıya yakın bir masaya geçip sigarasını yakıyordu. Bu arada: 

–        
Ne düşünüyor acaba diye iç geçiren Genç adam tekrar masasına dönüyordu. 

 

Genç adam masasına oturunca gözlerini kapatıyor ve kadının bir anlık görüntüsü gözünün önüne getiriyordu. Kadının görüntüsü ortadan kaybolunca gözlerini açıyor ve dağınık masasındaki evrakları kendince toparlıyor ardından bilgisayara kaydetteği evrakları tekrardan dosyalarına koyuyor ve kaydedilmesi gereken diğer evrakları ise dosyalardan çıkarıyordu. Genç adam için en çekilmez yanı yaptığı işin kendince hiçbir ilginç tarafının olmamasıydı. Sıradan ve tezdüze bir yaptığını düşünüyordu. Genç adam bunları düşünürken her gün aynı saatte muhasebe sorumlusu Genç adamın masasına uğrar işlerin nasıl gittiğini sorardı. Genç adamın ona verdiği cevaplar bile hep aynıydı: 

–        
Çok iyi efendim. 

 

Sorumlu gittikten sonra ayağa kalkıp kendine çok sevdiği fincanıyla kahve alıyor ardından kafeyi tam karşıdan gören pencereye yanaşıyordu. 

–        
Neredeyse öğle vakti gelmiş diye de içinden geçirdi. 

 

Bu saate kafe tıklım tıklım oluyor. Ne kadar da kalabalık olsa da altı üstü beş masa var. Bahar ayı olduğu için tüm masalar dışarıda. Kadın garsonun o yoğunlukta yüzündeki gülücükler hiç eksik olmuyor. Siparişleri zamanında yetiştirme telaşı gülüşüyle karışınca ortaya daha tatlı bir kadın çıkıyor diye düşünüyor Genç adam. Kadın istenilen tüm siparişleri masalara bıraktıktan sonra derin bir nefes alıyor ve ellerini dizlerine götürüyor. Oldukça yorulmuş gibi görünüyor. 

–        
Öğle yemeğini orada mı yesem? Bir kere gitmişim kim ne diyecek? Hem ucuz yemek suç mu? 

 

Genç adam saate baktı öğle vaktinin iyice yaklaştığını görünce masasına yöneldi. Dağınık masasını toparladı. Heyecanlıydı çünkü kafeye gitmeye karar vermişti. Belki de biraz ileri gidip garsonlarla bile konuşabilirdi. Öğle için plazada zil çaldığında muhasebe servisinden çıkıp asansöre yöneldi. Asansörü bekleyen o kadar çok çalışan vardı ki merdivenleri kullanmak zorunda kaldı. Normalde merdivenlerden ikişer üçer inerdi ama bugün farklı bir gündü. Çalışmak için can attığı lakin cesaret bulup bir türlü gitmediği kafede yemek yiyecekti. Sonunda plazadan çıktı. Abuk subuk düşüncelerle kafeye doğru yürümeye başladı. 

–        
Acaba girmesem mi diye içinden geçirdi. 

 

Kafeye yaklaştıkça kafeye girme düşüncesi Genç adamı iyice germişti. 

–        
Hem kafeye girsem ne olacak ki dedi kafenin karşısında bulunan kaldırımdayken. Kafe hakkında ne öğrenebilirim ki hem garsonlarla konuşabilir miyim? Ben de bu cesaret ne arar. Konuşsam bile onlara ne diyeceğim? Koskoca plazada çalışmaktan feragat edip bu kafede çalışmak istediğimi mi söyleyeceğim? Genç adamın iyice kafası karışmış kafenin bahçe kapısının önüne gelmişti. Bir süre öylece etrafa bakındı ama içeriye girmedi. Kafenin hemen yanında bulunan başka bir restoranda girdi. 

–        
Neden bu kadar acele ettim ki? 

 

Genç adam acele etmişti çünkü kafeye girip girmemeye karar vermeden kafenin önüne gelmiş ve nedensiz yere başka bir yere kendini zor atmıştı. İsteksizce yemeğini yedikten sonra kadının çalıştığı kafenin önünden yavaş adımlarla geçip plazaya doğru yürümeye başladı. Plazaya geldiğinde mesainin başlamasına sigara içecek kadar vakit vardı. Cebinden sigara paketini çıkarıp sigarasını yaktı. O saatte Genç adamın dikildiği yer sigara içinlerle doluydu. Plazada kadınlı erkekli bir sürü çalışan sigara içtiğinden Genç adamın dikkati dağılıyor ve yaşadığı kısa hayal kırıklığını düşünemiyordu. Sigarasını söndürüp odasının yolunu tuttu. 

 

Odaya geldiğinde önce masasından fincanı aldı ardından kendine kahve doldurup pencere yanaştı. Dışarıdaki havanın ne kadar da güzel olduğunu bildiğinden: 

–        
Hiç de plazada çalışacak gün değil diye düşündü. 

 

Gerçekten de öyleydi. Mevsim bahardı ve dışarısı günlük gülistanlıktı. İnsanlar cadde boyunca yürüyor, alışveriş yapıyor, kafelerde oturuyor, kitapevlerinde vakit geçiriyorlardı. Genç adam ise plazaya tıkılıp kalmış gibi hissediyor sanki ömründen ömür gidiyormuş gibi geliyordu. 

      

Genç adam işten çıktıktan sonra hiç vakit kaybetmeden taksiye atlayıp plazanın biraz uzağında bulunan evine gitti. Kapıyı açıp içeri girince doğruca yatak odasına gidip kendini yatağa bıraktı. 

 

Uyandığında pencereden karanlığın çöktüğünü gören Genç adam elbiselerini değiştirdikten sonra yemek için dışarı çıktı. 

–        
Bu sefer kafeye gideceğim diye içinden geçirdi. 

 

Düşündüğü gibi de yaptı. Vakit kaybetmeden kafeye doğru yola çıktı. Hem yürüyor hem de orada garsonlarla ne konuşacağını düşünüyordu. Manavın ve kitapevlerinin önünden geçerek kafeye ulaştığında ne kadar tereddüt etse de kendini kafenin bahçesine attı. Akşam vakti hava biraz serin olduğundan kafenin bahçesinde kimse yoktu. İçerisi ise ışıl ışıldı. Kafenin penceresine doğru yürüyen Genç adam içeriye şöyle bir göz gezdirdi. İçeride topu topu dört masa vardı. Masaların ikisi pencere kenarında diğer ikisi ise ortalarda bir yerdeydi. Ortada büyük bir sütüna dayanmış küçük bir kitaplık, tezgâhın üzerinde bir gramofon vardı. 

–        
Ne bekliyorum ki zaten küçücük bir kafe dedi kendi kendine. 

 

İçeriye girmeye karar verdiğinde nerdeyse on dakika geçmişti. O an biri çıkıp ne istiyorsunuz dese kafeye girmekten vazgeçecek kadar cesaretsizdi ama bu böyle olmadı. Genç adam ağır adımlarla kafenin kapısından içeri girdi. Girer girmez de kadın garsonla göz göze geldiler. Kısa bir şaşkınlık yaşayan Genç adam başıyla kadına selam verip ortadaki masalardan birine oturdu. Sıkılıp utandığı her halinden belli oluyordu. Masaya oturunca kafede çalışan delikanlı masaya yanaşıp bir şey isteyip istemediğini sordu. 

–        
Kahve istiyorum 

–        
Kahveniz nasıl olsun? 

–        
Siz nasıl önerirsiniz? 

–        
Sütlü çikolatalı kahvemizi çok sever müşterilerimiz. 

–        
Peki, ben de sütlü çikolatalı bir kahve alayım. 

–        
Yemek yemek isterseniz size menü de getirebilirim. 

–        
Teşekkür ederim ama aç değilim. 

 

Bu sözler ağzından bir anda dökülüvermişti çünkü karnı hayli açtı. Genç adamın kahvesini kadın garson getirdi. O sevimli gülüşüyle Genç adamı selamladı ve kahvesini masaya bıraktı. Kahvesi masasına gelince Genç adam kafenin içini daha dikkatli incelemeye başladı. Tezgâhın üstünde gramofonun yanında bir kitap çekti dikkatini. Kitabı kim okuyor diye aklından geçirdi. Bu sırada kadın garson Genç adamın masasının yanından geçiyordu: 

–        
Bakar mısınız dedi kadına. 

–        
Buyrun ne istemiştiniz? 

–        
Tezgahın üzerindeki kitap dikkatimi çekti. Rica etsem kitaba bakabilir miyim? 

–        
Tabi ki de. 

 

Kadın hemen kitabı getirip Genç adama uzattı. Birçok kitapevine girip çıkmasına rağmen elindeki kitabı hiç görmemiş olan Genç adam: 

–        
Bu kitabı kim okuyor? 

Kadın güldü: 

–        
Neden sordunuz? 

–        
Merak ettim. Daha önce bu kitabı hiçbir yerde görmemiştim. 

–        
Kitabı bir arkadaşım hediye etti. Ben de kafede boş vakit bulduğumda okuyorum. 

–        
Kitabın ismi kadar kitabın konusu da ilginç mi? 

 

Kitap olsa olsa yüz sayfayı aşmayacak büyüklükteydi. Kapağında güneş görmeyen bir odada masasının başında çalışan bir memur ve bir de sivrisinek fotoğrafı vardı. Kitabın ismi de “Memurun Masasında bir Sivrisinek” ti. 

–        
Konusu oldukça ilginç dedi kadın ve devam etti. Kitap bir memurun hayatını anlatıyor ama bu memurun oldukça tuhaf bir yaşamı var. İşinden hiç memnun değil. Ayrıca boş zamanlarında hikayeler yazıyor. 

–        
Gerçekten ilginçmiş. Bir yazarın memur olarak çalışacağı aklıma hiç gelmezdi. 

–        
Sizce bir yazar ne iş yapmalı? 

–        
Yalnızca yazmalı, insanlarla sohbet etmeli ve görmediği yerlere gitmeli. 

–        
Kitaptaki kahraman önceleri yalnızca hikâyeler yazarak yaşamını sürdürüyormuş. Bir süre sonra yazamaz olmuş. Bu durumda bir yazar ne yapar sizce? 

–        
Zor bir soru. Hem yazar olmadığım için bu soruya cevap vermem daha da zor. 

–        
Tahminde de bulunamaz mısınız? 

 

Kadın bu soruyu öyle içten sormuştu ki Genç adam kadının dudaklarına yapışıp öpmek istedi. Sanki sevgiliymişler de birlikte sohbet ediyor havası varmış gibi geldi. Kadın gülümsedi: 

–        
Soruma cevap vermediniz? 

Genç adam önce öksürdü ardından: 

–        
Başka yazarlarla konuşurdum onlardan görüş alırdım. 

–        
O da buna benzer bir şey yapıyor. Yazarların hayatlarını okumaya başlıyor. Sonunda neye karar vermiş olabilir? 

–        
Memur olmaya mı? 

–        
Bu sorunun cevabı kitabın isminde gizli… Sizce neden memur olmaya karar veriyor dersiniz? 

–        
Bu arada ben de memurum. 

–        
Aaa. Ne güzel. Tam adamına sormuşum soruyu. 

–        
Neden memur olmaya karar vermiş bunu bilmem imkânsız çünkü memurluk yeryüzünde yapılabilecek en sıkıcı iş. 

Kadın güldü: 

–        
Siz olsanız hangi işi yapmak isterdiniz? 

 

Bu soruyu hiç beklemeyen Genç adam önce afalladı. Sorunun cevabı çok basitti çünkü garson olmayı istiyordu. Soruya dürüstçe cevap vermeli miyim diye düşündü. Şimdi sırası değil diye iç geçirip bozuntuya vermeden: 

–        
Sanırım ben de yazar olmak isterdim. 

–        
Çok iyi bir cevap oldu. 

–        
Neden? 

–        
Kitaptaki yazar memur olmayı seçiyor siz ise bir memurken
yazar olmak istediğinizi söylüyorsunuz. 

–        
Yazar olmak gibi bir niyetim yok. Düşününce neden olmasın
dedim. 

–        
Peki, yazar memur olarak işe başlayınca yazmayı sürdürmüş
müdür? 

–        
Kitabı okumadan bu soruya cevap vermem çok zor. 

–        
Kitabı okumak ister misiniz? 

–        
Nerede bulabilirim bu kitabı? 

–        
Ben de var ya. 

–        
Ödünç verecek misiniz? 

–        
Tabi ki de ama okumak isterseniz? 

–        
İsterim. 

 

Kadın Genç adamın önündeki kahve fincanı alıp masadan ayrıldı. Yalnız kalan Genç adam önce sandalyesini düzeltti ardından kitabı eline aldı ve rasgele bir sayfa açıp okumaya başladı: 

 

“… O gün diğerlerinden daha farklı bir gündü. Masamda uçuşan bir sivrisinek vardı. Normalde bir sineğin büroya girmesi imkânsızdır. Sivrisinek Tanrısal bir güç tarafından odaya bırakılmıştı. Ya da bana öyle gelmişti. Başka bir memur olsa sivrisineği oracıkta hemen öldürmeye kalkabilirdi ama ben sivrisineği benim kanımı emse de öldürmeye yeltenmedim. Tanrı misafirimdi o…” 

 

Genç adam kitabın en esrarengiz sayfasını okumuş gibi hissetti çünkü bir sivrisinekle bir memuru yan yana düşünmek oldukça ilginçti. Bir süre sonra kadın garson güleç yüzüyle Genç adamın masasına geldi. Kafede Genç adamdan başka üç kişi daha vardı. Onlar da hararetli bir muhabbete dalmışlar boyuna politika konuşuyorlardı. Kadın tekrar Genç adamın masasına oturdu. Sigara paketini çıkardı tam yakacaktı: 

–        
Kitaptan bir bölüm okudum ilginç bir kitaba benziyor. 

Kadın sigarasını yaktı: 

–        
Öyle dedi. Kitabın sizin ilginizi çekeceğinizi düşünüyorum çünkü siz de bir memursunuz? 

–        
Belki ama memur olmasaydım da bu kitap ilgimi çekerdi. 

–        
Siz memur olmak canınızı sıkmıyor mu? 

–        
Sizce? 

–        
Soruyu ben sordum dedi kadın ve gülümsedi. 

–        
Sıkıyor hem de nasıl bir bilseniz. 

–        
 O zaman neden o işi yapıyorsunuz? 

–        
Sence nasıl bir iş yapayım? 

–        
Bir kitapçıda çalışın. 

Genç adam: 

–        
Garson mu olsam dedi. Bunu şakayla karışık söylemişti çünkü niyetini belli etmek istemiyordu. 

–        
Garsonluk mu? 

–        
Evet garsonluk. 

–        
Nerede? 

–        
Mesela bu kafede. 

Kadın güldü: 

–        
İyi fikir. 

–        
Siz ciddi misiniz? 

–        
Neden olmasın ki memurluk yapmaktan sıkılmışsınız. 

–        
Sizce bu iş için uygun biri miyim? 

–        
Daha önce garsonluk yapmadınız mı? 

–        
Memurluktan önce hiçbir işte çalışmadım. 

–        
Peki burada çalışmanın iyi bir fikir olacağından emin misiniz? 

–        
Önce şu kitabı okuyayım düşüncemi sonra söylerim. 

–        
Tabi ki de. 

 

Genç adam kafeden ayrıldığında vakit epey olmuştu. Eve doğru gecenin karanlığında yürümeye başladı. Heyecanlıydı çünkü kadınla konuşmuştu. Üstelik okuması için de ondan bir kitap almıştı. Sağ elindeki kitabın kapağına baktı bugün bitirmeliyim diye içinden geçirdi ve dediği gibi de yaptı. Bir gün sonrası tatil olduğundan gece kitabı bir çırpıda bitirdi. 

 

Sabah uyandığında vakit neredeyse öğle olmuştu. Karnı da acıkmıştı çünkü dün gece hiçbir şey yememişti. Üzerini değiştirdikten sonra elinde kitapla kafeye doğru yollandı. Kafeye doğru yürürken hem kadını hem kitabı düşünüyordu. Hava güneşliydi. Dışarısı insanı terletecek derece sıcaktı. Kafenin bahçesine geldiğinde caddeye yakın bir masa bulup oturdu. Gece kitabı okuduktan sonra bin bir türlü hayal kurmuş bunu da kadın garsonla paylaşmak istemişti. Şimdi kadını bekliyordu. 

 

Erkek garson Genç adamın masasına sipariş için geldiğinde Genç adam kadını sordu. Delikanlı: 

–        
Birazdan gelir beyefendi. 

–        
Bugün tatili miydi? 

–        
Öğleye kadar izin almıştı. 

 

Bu arada kadın bahçe kapısından göründü. Müşterilere selam verip içeri girdi. Bir süre sonra Genç adamın masasına geldi. Selam verdikten sonra bir sigara yaktı. Genç adam kahvaltısını henüz bitirmemişti ama kadın masasına gelince kahvaltı yapmayı bıraktı ve diğer garsondan sütlü çikolatalı bir kahve istedi. Kadın: 

–        
Kitabı okudunuz mu? 

–        
Ben de bunun için geldim kafeye. Sizi göremeyince önce üzüldüm. Sonradan geldiğinizi de görünce içimi öyle bir sevinç kapladı ki. 

–        
Bu kadar sevinmenizin sebebi neymiş? 

–        
Doğruyu söylemek gerekirse hem üzüldüm hem de sevindim. Sizle konuşacağım için sevindim ama kitaptaki kahramanın hayatı için üzüldüm. 

–        
Demek sonuna kadar okuyabildiniz? 

–        
Sonuna kadar okudum hem de zevkle. Hem size kitaptan bana çok ilginç gelen bir yer okumak istiyorum. 

–        
Tabi ki de. 

 

Genç adam masanın üzerindeki kitabı eline aldı. Kendinin ilgisini çeken sayfayı çevirdi ve okumaya başladı: 

 

“…Sivrisinek yavaşça pencereye süzüldü. Sabahtan akşama dek masasından kalkmayan ben de arkasından. Bana bir şeyler göstermek ister gibi bir hali vardı. Büroda pencere olduğunu ilk kez fark etmiş gibiydim. Daha önce hiçbir zaman pencereden dışarıya bakmak aklımın ucundan geçmemişti. Yavaşça pencereyi açtım. Etraf ana baba günüydü. Sevgililer dolaşıyor, insanlar kafelerde caddede vakit geçiriyordu. İlk defa bir kafese sıkıştığımı anladım. Bunu dostum sivrisineğe borçluydum…” 

–        
Peki, ne düşünüyorsunuz? 

–        
Bu soruyu önce ben size soracaktım. 

Kadın güldü: 

–        
Neden? 

–        
Kendimden çok sizin düşüncenizi merak ediyorum. 

–        
Hımm. Tersine ben sizin fikrinizi daha çok etmiştim. Memur olan sizsiniz. 

–        
Kim başlayacak öyleyse? 

–        
Siz başlayın. 

–        
Kitabı okuduktan sonra memurluğu bırakmaya karar verdim. 

–        
Hadi canım siz de. Bu kadar etkiledi mi sizi? 

–        
Düşündüğünüzden daha fazla… 

–        
Devam edin öyleyse. 

–        
Sivrisinekle geçen bir günün kitap olacağını hiç düşünmezdim. 

–        
Şaşırtıcı dimi? 

–        
Sekiz saatlik bir vaktin sivrisinekle nasıl da eğlenceli bir hale dönüştüğü düşünülürse bir kez daha yeryüzünde en sıkıcı işi yaptığımı düşündüm. 

–        
Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz? 

–        
Bu konuda hiçbir fikrim yok. 

–        
O zaman hemen işi bırakamazsınız. 

–        
Sizin kafede garson olma fikri nasıl sizce? 

–        
Bizim kafede çoğu zaman ben de bir sivrisinek arıyorum. 

–        
Anlamadım. 

–        
Doğru duydunuz ben de kafede çoğu zaman iyi vakit geçirmek için bir sivrisinek arıyorum… 

 

 

                                                                                           Ali Akkoç 

 

 

 

Görsel: dusunbil.com 

 

Kategoriler: Konuk YazarÖykü

Konuk Yazar

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

0 yorum

Aklınızdan Ne Geçiyor?

%d blogcu bunu beğendi: