Ruhum Hasta Benim. Bugün İşe Gelmesem Omaz mı? – Gizem Yıldırım



Günaydın, ruhum hasta benim çok hasta.. Bugün işe gelmesem olmaz mı?..
03:00..
Gün ağarıyor, başım ağrıyor. Uyandım. Günlerdir süren iç sıkıntısı ve bunaltı halinin son raddesindeydim artık.. Susamıştım.. Suyu yine döktüm. Yatağa yattım bedenim uyanmıştı ama ruhum kıvranıyordu yatağın içinde. Bin bir düşüncenin arasında gidip gelen zihnimi tutamıyordum. Aklıma yine iş mevzusu geldi. Bütün gece abimle konuşmuş biraz daha orada çalışmam gerektiğine karar vermiştik. Evet, evet susturdum aklımın odalarını en iyisi uyumak.
05:34..
Yine uyandım. Resmen ruhum bedenimden çıkacak gibi. İçim daralıyor camı açtım. Sigara? Bugün çok içtim. Şu sıralar her şeyi çok yapıyorum zaten. Çok düşünüyor, hiç uygulamıyordum. Uygulayacaklarımın hepsi özgürlük isteyen şeylerdi, bende de ondan yoktu. Ne çok yoksunluğu vardı insanın. Yaşarken, gülerken, yürürken aklına gelen. En önemlisi de özgürlüktü galiba. Düşlerime kadar inmişti vicdansız. Yakamı bırakmaya pek niyeti yoktu. En büyük düşüm müdüre beylik laflar edip işten ayrılmaktı. En büyük düşümün haline bak. Şu büyük düşleri olan adamın düşüşüne bak. Ülke ülke değil lakırdısına inanıp hayatımı bu noktaya getirdiğime inanamıyorum. Borçlar geldi bir de bak aklıma bırak yakamı sıkmayı boğuyorlardı artık beni..
Oturdum, yaktım sigarayı. Bir insanın hayatında olması gerekenleri düşündüm. İş, ev, araba, eş, çocuk, akıllı telefon, hafta sonu tatilleri, şık mekanlar, fotoğraflarda gülen yüzler vs. Bir kaçına sahiptim, bir kaçı da bana sahipti. Karışık şeyler. Aslında her şey karışık, çünkü her şey birbirine bağlı. Biraz pamuk ipliği biraz arap saçı. Tüm bu sahip olanların karmaşası arasında olmak istemediğim şeyleri fark ettim. Mesela hiç önemsemedim iyi bir arabam olmasını arkadaşlarıma göre hemen taksite girip yeni çıkan bir arabayı almam gerekiyormuş, bin bir türlü zırva. Kahvaltıyı da arada dışarıda yapmam lazımmış iyi yerler öneren sayfalar varmış. Garipsedim ama hayır da demedim. Ah, uzun zamandır hiç bir şeye hayır da demiyorum. Hayatım birileri tarafından çevreleniyor ben sesimi çıkartmıyordum. Kimi zaman bir insana kimi zaman bir uygulamaya dahi sesimi çıkartamıyordum. Hayatımı diktiler oysa yırtmak için çok uğraşmıştım. Üç yıldır yönetici asistanıyım, yükselmeyi önemsemedim. Önemsemeli miyim? İyi bir maaşım ve ayfon 6 pılasım mı olmalı? Bilmiyorum, belki de olmalı. 7’si de çıkmış galiba. Etrafım sarılmış ama teslim olmuyorum sanki. Ya da ben öyle sanıyorum çünkü bir nevi teslimiyet benimki de.
Teslim olmuş bir dünyada yaşamak teslimiyetin en büyük kanıtı değil mi zaten? Ben sadece farkındayım insanların sükse yarışlarının, gösteri dünyalarının. Farkında olduğum için de kendini zeki zanneden bir ahmağım. Evet oğlum tam da busun işte sen. Ama bana bunları kim yaptı biliyorum. Bulsam kafa göz gireceğim. Hakan Günday diye bir herif. Yazarmış.. Adam hayatımı bitirdi, üzerine ödüller yağdırdılar. Nereden sardın başıma Kinyas’ı, Kayra’yı. Ölüme meyilli bu bilincimde zaten çok yer varmış gibi bir de Kinyas ve Kayra sesleri eklendi. Ah almayacaktım o kitabı. Hadi aldım beynimin içine o kitabı yerleştirmeyecektim. Her sayfasında kendimi bulmayacaktım. Üç yıldır her gün aklıma gelen cümlelerinden bıktım. Herkes yaptıklarıyla övünürken ben kafamın içindeki Kinyas ve Kayra’yla övünmeye başlamıştım. Ne büyük meziyet değil mi! Adam para kazanacak diye biz kafayı yedik. Hepsini giyip çıkartmak yerine tek bir nedeni kendime yakıştıracak veya yakıştırmalarına izin verecek hayatıma öyle devam edecektim. Olmadı. Üzerime yapışanlarla yola devam ettim. Üstelik renklerini kendime hiç yakıştırmamıştım. Zorundalık ah evet zorundalık! Zorundalıktan kusarak yaşamak. Ben bütün bildiklerimi kusarak hayatta kalıyorum. Ama çalıştığım şirket aynı kaldı, mide bulantılarım hiç geçmedi, eşim benden ayrılıyor sanırım, üzerine yakıştıramadı. İstediği etiketlere uyamadım belki de. Fazla beğeni gelmemiş olacak o zımbırtı uygulamalardan. Oysa aşıktık biz, kimyamızı bozdular. Umursamadım. Seni terk ediyorum dedi, sustum. Haykırsam bağırsam belki dururdu yapmadım, gereksizdi aşka oyunlar eklemek.. Oysa ki delice umursamam gerekiyormuş bize sunulanları. Sunmaya çalışmak yanlış taktikmiş, hayatın sunduklarıyla mutlu olacak rolünü iyi oynayacakmışsın. Medeniyetten daha kötü bir şey varsa o da medeni olmaya çalışan bir medeniyetsizlik. Bende beceremedim. Bi sigara daha yaktım, açım biraz ama dolapta sadece bira var. Açsam mı? Saatler sonra işe gitmem gerekli, zihnimi koyup şu yastığa uyutmam gerek.
06:17
Hayatım masada, az yedim çok içtim, hala içiyorum. Alkolü kendime yakıştırdım. Allah da belasını versin her şeyin. Bi türlü uyuyamıyorum. Hiç uykum yok, hiç uyuyamıyorum. İşten çıkarsam borçları kim ödeyecek, başka bir iş bulabilir miyim, başka işte çalışmak istiyor muyum? Tanrım sana nasıl hitap edilir tam kestiremiyorum. Ama yardım etmen gerekli. İçinden çıkamadığım bu bok çukuruna batmaktan sıkıldım. Yataktan kalkmak, giyinmek, kravatımı takmak, parfümümü sıkmak, yüzüme bir gülüş yerleştirmek, evden çıkıp otobüs durağına yürümek istemiyorum. Tanrım o işe giden insanların arasında sıkışıp kalmak istemiyorum. Otobüse binmek istemiyorum. Neyse yapmak zorundayım haklısın. Birazdan kalkar, gösteriye katılırım. Neydi o? Guy Debord diye bir adam vardı. Görünen şey iyidir. Mesela zihnim görünmüyor demek ki yeterince iyi değil.

06:47
Kalkamıyorum. Bugün midem rahatsızlandı desem? Yok onu geçen hafta dedim. Kalkamıyorum, kaza yaptım desem tutanak isterse? Bir bahane bulmam lazım. Aslında bir anda kalkıp gidersem bu düşünceleri duymayabilirim. Daha önce de yapmıştım. Bugün gitmesem yarın gideceğim aslında. Hadi, tamam 7 dakika sonra kalkıyorum. 7 dakika sonra tüm bu saçmalıkları unutacağım. Hayat işte yaşıyoruz, hafta sonu arkadaşlarla kahvaltıya giderim falan, arabamı değiştiririm. Midem bulanıyor.. Belki ayfon alırım bununla check-in yapılmıyor.. Kalkıyorum 3 dakika 20 saniyem kaldı. İşte birazdan kalkacağım ve kafamdaki bu salak adamı öldüreceğim. Kandır kendini yaşa hadi oğlum, yakışıklısın, gençsin borçlarını öder yoluna devam edersin. Spor salonu falan. Yok beni bir şey aşağıya çekiyor. Sus hiç bir şey seni aşağıya çekmiyor. İyisin işte bırak şu yorganı. Hadi..

06:54
Kalkamadım. Kalkıp suratına kusmak istediğim bir sürü insan var! Evet, evet kalkıp onu yapacağım. Sadece istediğim şeyleri yapacağım. En başta da özgür olacağım. Bırakacağım işi de müdürün kahvesini başkası yapsın. Borçları da babam ödesin aynen! Sadece kendin varsın oğlum bu hayatta, sadece sen ve senin yapmak istediklerin. Ötesi yok. Başkalarının doğrularıyla yaşadın da ne oldu şu haline bak göçüyor ruhun, temeli sağlam atılmamış Beyoğlu binaları gibisin. Bir gün aniden çöküp gideceksin. En azından çöküşün kendi elinden olsun. Oh mis! Nasıl rahatladım be.

07:15
Şirkete gider, ayrılmak istediğimi söylerim. Başka bir teklif geldi falan derim ya da ne öyle diyeceğim derim ki is-te-mi-yo-rum! Sana kahve getirmek istemiyorum! derim. Heh aynen böyle derim.

07:40
8’de çıkmazsam geç kalırım. Geç kalırsam müdür arıza yapar. Bir dakika geç kalmayı neden önemsiyorum ki. Nasıl olsa ayrılacağım. O zaman biraz uyusam öğlen gitsem arasın dursun. Arar durur herhalde sabah kahvesi masasına gelmeyince anlar gelmediğimi. Ama ayıp mı olur üç koca yıl çalışmışız birlikte en iyisi vaktinde gidip konuşmak birazdan kalkar on dakikada evden çıkarım.

08:15
Yok kalkamıyorum, işten çıkmasam da iyi olacak galiba. Onca yükü nasıl kaldırırım. Birikmişim bile yok, eşten dosttan da isteyemem. Annemler desen sözde onların borçlarını ben ödeyecektim. Ne başarılı hayırlı evladım böyle üç yıldır yönetici asistanıyım. Yok çıkmıyorum işten trafik vardı derim, araba arızalandı derim. Şu aptal yataktan kalkabilirsem iyi olacak. Ama bu bırakma isteğinden vazgeçemiyorum. Nefes almak istiyorum. Biraz olsun kaçmak, uzaklaşmak. Para da lazım. Mesaj atsam?

09:00
Ahhhh! Karar ver be adam! Aptal mısın sen? Gitmen gereken iş gitmen gereken yerlerden ağır basıyor. Görmek istediğin ülkelerden daha fazla mesai saatin. Ara ve geç kalacağını söyle tamam al o telefonu eline. Evet çok güzel. Can Bey. Heh, aranıyor. Kapat kapat dur. Ne diyoruz şimdi? Can Bey günaydın nasılsınız ya ben işten ayrılmaya karar verdim. Napıyorsun yaa.. Can Bey günaydın arabam arızalandı ben bugün biraz geç kalacağım. Hiç bir şey demez, kovarsa da kovsun ya amaan.

Hazırsan arıyorum Furkan. Tamam hazırsın, çok güzel. Aslında aramaktansa mesaj atmak daha mantıklı altı üstü geç kalacağım. Konuşmaya gerek yok.
Mesaj oluştur..

-Can Bey günaydın, ruhum hasta benim çok hasta..Bugün işe gelmesem olmaz mı?..

 Naaaptın oğlum sen! Bu ne biçim mesaj bir de üstüne yolladın. Aptal! Kovuldun. Oh be işsizim. Gidiyorum siktiğimin şehrinden. Saatlerdir şu iki cümle için mi kıvranıyordum. Yatar uyurum misler gibi sabah da güzel bir kahvaltı, daha ne!


Dııt..dıtt..dııt dııt..
Bir yeni mesaj..
Hayda..
Can Bey’den.


-Tamam, geçmiş olsun. Yarın gelirsin.
Hassiktirr.. Napıcam lan ben şimdi?


                                                                                           Gizem Yıldırım




Görsel: www.sohbetgor.net
Konuk
Latest posts by Konuk (see all)
Sosyal Medyada Paylaş
Konuk

Konuk

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

View all posts by Konuk →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: