Oh Öldük! – Oğuzhan Şeremet


Ölüyüm, hem de buz gibi hayatta elde edemediğim birçok şey var. Onun için gözüm açık geldim bu tarafa. Görüyorum her şeyi. Henüz duyamadığım güzel cümleler vardı ve hala duyuyorum söylenenleri. Öldüğüme ben de inanmadım ama arabanın bana çarptığı yerde, ambulansta ve hastanede, görevliler sürekli benim öldüğümden bahsediyorlardı. Şimdi de tabutumun içinde gömüleceğim yere doğru gidiyorum her şeyin farkındayım ulan! Nereye götürüyorsunuz beni diyemiyorum. Küçükken aldığım din bilgisine göre toprağın altına girdikten sonra melekler yanıma gelip beni sorgulayacaklar ve sonra yüksek ihtimalle cehenneme postalayacaklar. Neyse ben ölümü şimdilik kabullendim ama yeniden dirilmekten korkuyorum. Yaşarken, ölüm bile bu kadar korkutucu gelmemişti. Tabutun içerisinde, konforsuz bir şekilde meleklerime doğru götürülüyorum. Kendimi pis boğaz bir adamın önüne servis edilen kıymalı pide gibi hissediyorum. Derken tabut açılıyor sarılı olduğum bezin iki ucundan tutulup bir çukurun içine atılıyorum. Sonrası kürek, kürek toprak işte anlam veremediğim saçma sapan sesler birde. Ulan tam da yaşamaya alışmışken başımıza gelene bak. Zaten buraya geldiğimde kendimde değildim. Hoş kendimde olsam hiç gelmezdim. Tam kendimize geldik, güzel şeyler olacak derken yerin dibini boyladık iyimi. En azından şimdilik durumun farkındayım. Bir daha doğmak falanda istemiyorum. Cezamı çekip sonsuz bir yaşam değil ölüm dileyeceğim Tanrı’dan. Her sınava hazırlanırken yaptığım gibi bir yandan hayıflanıyor, diğer yandan sınavda neler yapacağımı düşünüyordum. Birden bir ses duydum.
-Pişt, ne yapıyorsun orada?
İrkildim, meleklerin beni yoklamaya geldiklerini düşünerek cevap verdim.
-Hoş geldiniz efendim, ben de sizi bekliyordum.
-Ah ulan, korkak insan, götün sıkışınca hemen efendi oluyor herkes değil mi?
-Yok efendim, küçüklüğümden beri haberim var sizden, ne zaman ölüm gelse aklıma hep sizi düşünürdüm.
-Utanmasan ailecek seviyoruz diyeceksin bırak şu dalkavukluğu sohbet edelim.
-Edelim tabi efendim. Nereden başlayayım istersiniz?
-Çok güzel bir soru, dünyanın içine nasıl sıçtığınızdan başla. Düzen dediğiniz bokun içinde çırpınırken, büyüttüğünüz o götün buraya gelince nasıl büzüştüğünden başla. Yukarıda birbirinizi seviyor görünürken, bıyık altından gülerek birbirinizi nasıl gömdüğünüzden başla. Nereden başlamak istiyorsan oradan başla bakalım.
-Efendim siz bir melek için fazla asabi ve duyarlı değil misiniz?
-Ne meleği lan! Fanteziye bak beyefendi toprağın altına girecek, bi’de meleklerle sohbet edecek, siz o okulları boşuna okumuşsunuz oğlum. Koca bir ömrü demek ki, melek bekleyerek geçirdin ha! Sana kötü bir haber orospu çocuğu melek falan yok burada, ben mezar böceğiyim.
-Nasıl yani lan! Ben bir böcekle mi konuşuyorum.
-Evet yediremedin mi kendine? Yaşarken üstüne basıp geçtiğin, belkide varlığından bile haberdar olmadığın canlılardanım. Olmayan şeylerle çok iyi diyalog kuran sen, benimle konuştuğun için mi şaşırıyosun?
-Neye şaşıracağımı şaşırdım! Neredeyim lan ben!
-İkimizde toprağın altındayız. Sen bizim nereden baksan iki aylık yiyeceğimizsin. İnsanlık namına kendinize yüklediğiniz her şeyden arınmış bir halde, her cinsin gibi asıl görevini yerine getireceksin!
Neyse acıkmaya başladım, daha fazla sana hayatın anlamını anlatamam. Koca bir zamanı heba eden ben değilim. Ayrıca yemeğimin soğumasından nefret ederim.

Mezar böceğim, gövdemden başlayarak beni yemeye başladı. Hiçbir acı hissetmiyordum. Sadece kendimi hiç dolmamış boş bir kaset parçasına benzetiyordum. Her şeyi son anda fark etmek, ölümden daha ağır geliyordu. Biran önce yenilip, yok olmayı istiyordum. Varlığımdan sıyrılıp, bir işe yaramak için ve bunun için bile mezar böceklerime muhtaçtım.


                                                                                         Oğuzhan Şeremet

Konuk
Konuk

Konuk

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir