Palto – Ali Akkoç



               O zamanlar, bunları yazmadan beş yıl kadar önce, kırkın üzerinde ama ellinin biraz altında bir yaştaydım. Kimsenin dikkatini çekmeyen ne çok çirkin ne de çok yakışıklı, orta boylu, birçoğuna göre saçları biraz daha uzun, yuvarlak yüzlü ve tombuldum. Kendi halimde kimseye karışmayan, bankada kadrolu bir memur olarak çalışan, işimi iyi yapmaya özen gösteren ve elimden geldiğince mesai sonrasına iş bırakmayan biriydim. Yaşımın ve yılımın ilerlemesine rağmen tek kademe bile atlayamayan ben, buna bir türlü anlam veremiyordum.  Bunu ilk yıllarda sorun etmemiştim ve üstlerime saygısızlık da yapmak istemediğimden gündeme getirmedim çünkü onların bir bildiğini varsayar er ya da geç bana terfi verilir diye düşünürdüm.
              Kadrolu memur olarak bankaya başladığımda birkaç yıl kenara para atma imkânım oldu. Parayı ne yapacağımı bilemiyordum ama birçok da ihtiyacım olan şey vardı. Ayakkabım su alıyor, pantolonum da her gün ütülenmekten öyle yıpranmıştı ki her an delinecek diye korkuyordum ve en önemlisi paltomdu. Paltom üniversite yıllarımdan bir arkadaşımın yeni palto almasıyla bana kullanmam için verdiği gerçek bir Alman kumaşıyla dikilmiş dizlerime kadar uzanan, kar kış demeden beni her türlü ayazdan ve soğuktan koruyan bir tür kamuflaj gibiydi. O kadar da sağlamdı ki nerdeyse yirmi beş yıldır giyiyordum ama her şeyin bir ömrü olduğu gibi onun da zamanı dolmuştu. Palto şarttı çünkü İstanbul’un ayazı hiç bir şeye benzemiyordu. Zaten evim de kenar mahallelerin birinde eski bir binaydı. Pencerelerinden ve kapı aralıklarından yani dışarıya açılan neresi varsa oralardan soğuğu da ayazı da eve buyur ediyordu. Çoğu zaman havanın olabildiğince soğuk olduğu gecelerde paltomu üzerime giyip yatıyordum.
                Siz olsanız hangisini alırdınız bilmem ama ben paraya kıyıp palto almaya karar verdim hem de Alman kumaşı çünkü lacivert paltomun kolunun iç tarafındaki astar sökülmüş, telası ve vatka pamuğu dışarı fırlamıştı. Tabi buna karar verince birkaç yıllık para biriktirmek yetmiyordu. En az yedi sekiz yıl bilemedin on yıl kadar küçük birikimlere devam etmem ve üzerimdeki paltoyla da idare edebilmem gerekiyordu. Hem zaman ilerledikçe terfi alıp maaşımım da artarsa paltoyu kısa bir sürede alırım diye de düşünüyordum ama yaşamın hiç de tahmin edilebilir bir şey olmadığını çok geçmeden de öğrenmeye başlamıştım çünkü yukarıda da belirttiğim gibi beklediğim terfi bir türlü verilmiyordu. İşe yeni başlayanlar birkaç yılda bir üst kademeye çıkıveriyor ve ben, yaşça ve yılca onlardan daha deneyimli olmama rağmen, onların altında çalışmak zorunda kalıyordum. Paltonun şart olmasının bir sebebi de bankada çalışanlar arasında paltonun başka bir anlamının olmasıydı ki üst kademeye terfi eden her memur muhakkak yeni bir palto alırdı. Bu zorunluluk olmasa da memurların arasında dile gelmeyen bir durumdu. Terfi için düzenlenen eğlencelerde tüm memurlar terfi edenin yeni paltosuna göz ucuyla bakıp memurun üzerindeki paltonun yeni kademesine uygun olup olmadığı aralarında tartışırlardı. Memur tayfasında birbirini çekememezlik olağan bir şey olduğundan bu tür partilere gelmeden memurlar bir terziye gidip paltosunu küçük bir tadilata sokar paltosunda sökük ya da yırtık varsa tamir ettirirdi. Aynada kendine bakıp terziye nasıl göründüğünü sorduklarında terziler memurlara yaranmak için paltonun onlara ne kadar yakıştığını ballandırarak anlatıp onları inandırırdı.
              Yeni palto alanların hepsi de terfi eden memurlardan oluşmuyordu. Kimi memurlar, ailesinden kalan bir miktar miras ve kenara koyduğu birikimiyle yeni bir palto alabiliyordu. Yeni bir palto bizim gibi bankada çalışan memurlar arasında tüm terfilerden daha değerlidir. Çünkü yeni bir palto memurların terfi almasa bile üst kademedeki birçok memurdan daha üst kademedeymiş izlenimi veriyordu. Bu yüzden alt kademedeki çoğu memur kentin en ucuz mahallelerinden ev tutup palto için daha fazla birikim yapmak için çabalıyordu ve bunlardan biri de bendim.
            Evden çıkmadığım bir Pazar günü palto meselesini nasıl çözebilirim diye uzun süre düşündüm. Kafamda bin bir türlü fikir uçuşuyor ama hiçbiri gerçek çözümmüş gibi gelmiyordu çünkü yeni bir palto almak için kendi bankamızı soyma gibi saçma fikirler bile düşünmeye başlamıştım. Böyle acayip fikirlerin beynimde yer etmesi belki de fareler ve tahtakurularıyla dolu odada düşüncelerim üzerine yoğunlaşamadığımdan olabilir diye düşündüm. Dışarıya çıkıp daha güzel bir ortamda daha mantıklı çözümler üretmeliyim diye düşündüm ve en uygun yer olan eve yakın bir meyhaneye gitmeye karar verdim.
              Meyhaneye geldiğimde elimdeki sigarayı atıp içeri girdim ama o anda içeriden yayılan anason kokusu midemi delecek gibi geldi. Bir süre bekledim ve gözlerim boş masa aradı. Oturacak tek bir boş masa bile göremedim. Hemen garsonu çağırdım. Eline beş lira sıkıştırıp masa ayarlamasını istedim. Parayı az bulduğundan yüzünü ekşitip masalardan biri boşalıncaya kadar beklemem gerektiğini söyledi. Ayakta da durabilirdim ama o anda arka masalardan birinde işyerinden tanıdığım üç dört memur rakı içiyordu. İçlerinden biri beni gördü ve hemen diğerlerine söyledi. Hepsi birden bana baktı ve ayakta kalmayın bizim masamıza buyurun dediler teşekkür edip meyhanede uzun süre kalmayacağımı söyledim. Aslında bu koca bir yalandı. Bu arada dışarıda tek tük kar düşmeye başladığını gördüm ve kapı açılıp kapandıkça dışarıdaki soğuk yüzüme vurmaya başladı. Garson birayı getirdiğinde arka masada oturan işyerinden arkadaşlara baktığımda göz ucuyla bana baktıklarını ve benim hakkında konuştuklarını hissettim. Palto hakkında bırakın çözüm üretmeyi düşünecek bir ortamım olmadığından birayı içip meyhaneden çıktım. Sokağa çıkınca onca ayaza ve soğuğa rağmen hiçbir şey yokmuş gibi bir süre yürüdüm ve hemen de eve dönmek istemiyordum. O an aklımda ne palto ne de başka bir şey vardı. Soğuğu bile hissetmiyordum ta ki her çeşit ve her tür paltoların satıldığı N sokağındaki palto pazarı aklıma gelinceye kadar. Bir an durdum ve caddenin biraz ilerisindeki yoldan sağa sapıp N sokağına doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım.
              Pazara geldiğimde akşam olmuş ve ayaz da kendini iyice göstermeye başlamıştı. Kar tek tük atsa da nerdeyse her taraf bembeyazdı. Dükkânların arasından yürümeye başladım ve rengârenk paltoların dükkânların pencerelerini süslediğini gördüm. Benim aradığım eski paltomun bir benzeri Alman kumaşı lacivert bir paltoydu. Tüm dükkânlara girip Alman kumaşı palto sordum ama hiçbir dükkânda yoktu. Dükkân sahipleri Alman kumaşı paltonun çok pahalı olduğunu yalnızca sipariş üzerine getirdiklerini söylüyordu zaten şimdiye kadar yalnızca kentin belediye başkanı sormuş ama fiyatı dudak uçuklattığı için sipariş vermemiş. Saatlerce yeni paltolara baktım cebimde yalnızca yirmi lira olmasına rağmen ki bu para paltonun tek bir düğmesini bile alamayacak kadar küçük bir miktardı. Bir süre daha dolanıp eve gitmek için yola koyuldum.
           Evin kapısından girip odama çıktım. Odaya girdiğimde kapının altından odanın içine atılmış bir zarf gördüm. Zarfı elime alıp masaya bıraktım. Zarfın içinde ne olduğunu merak etmedim çünkü ev sahibinin odalardaki kiracıları uyarmak için gönderdikleri sıradan bir uyarı mektubu diye düşündüm. Saate baktım epey geç olmuştu. Paltomu bile çıkarmadan yatağa uzandım ama hala gözümün önünde rengârenk paltolar geliyordu. Ve bir türlü de gözlerimin önünden gitmiyordu sonunda yataktan kalktım.  Paltomun cebindeki sigarayı çıkarıp yaktım tam o anda masanın üzerindeki zarfın ön yüzünde kişiye özel yazılı kısmı gördüm. Birden heyecanlandım çünkü iş yerinden geldiği belliydi. Acaba işten atıldığımı bildiren bir yazı mıydı ki? Zarfı bir süre korkudan açamadım. Sigara üzerine sigara yaktım. Sonunda açmaya karar verdim. Zarfı yırtıp yazıyı elime aldım ve okumaya başladım.
           Mektup bana yani Bay… hitaben başlıyordu ama bu öyle bildiğiniz hitaplardan değildi. Nerdeyse yazının yarısını okudum ama neler olduğunu öğrenememiştim çünkü okuduğum bölüme kadar benim ne kadar dürüst, işini seven, titiz ve daha üst kademeleri hak eden bir memur olarak yazılıydı. Mektubun asıl nedenini merak ediyordum acaba şimdiye kadar bana verilmeyen terfi mi verilmişti diye düşündüm ve daha dikkatli ve özenerek okumaya başladım.
           Mektubun terfi ile alakası yoktu daha çok paltodan söz ediliyordu ama yazı öyle bir titizlikle yazılmış ki en ufak bir harf hatası en ufak bir anlatım bozukluğu yoktu. Tabi ben de okumaya devam ettikçe mektupta beklemediğim ve hayal edemeyeceğim bir şey gördüm. Üniversitede Alman kumaşı paltoyu hediye eden arkadaşım bana yeni bir alman kumaşından yapılmış bir palto göndermişti. Bu durum benden önce bankadaki müdürlere haber verilmiş palto bana verilmeden de bu konuda müdürler kendi aralarında acil bir toplantı düzenlemişlerdi. Toplantıda benim gibi düşük dereceli memurun Alman kumaşından dikilmiş palto giymesi bankada karışıklığa neden olabileceğinden benim de rızamla paltonun arkadaşıma geri iade edilmesinin herkes açısından en iyisi olacağı söyleniyordu. Bu mektubun bir benzeri de Almanya’daki arkadaşıma da gönderilmiş eğer ikimiz de buna razı olursak bizlere minnettar olacaklarını belirtiyordu ve benim kısa sürede terfi ettireceğim de mektupta belirtilmişti.
              Mektubu okuduktan sonra masanın üzerine bıraktım. Eski Alman kumaşıyla dikilmiş paltomun cebinden sigaramı çıkardım ve odamın küçük penceresinin perdesini açtım. Dışarıda olabildiğine ayaz olabildiğine kar vardı. Sigaramı yaktım…
                                                                                                     Ali Akkoç
Fotoğraf: https://www.youtube.com/watch?v=5r-wyl_7ABY adresindern alınmıştır.
Konuk
Latest posts by Konuk (see all)
Sosyal Medyada Paylaş
Konuk

Konuk

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

View all posts by Konuk →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: