Kahire’nin Gözleri Sarı Ama Altın Değil

         Size Kahire’yi ancak yeni konuşmaya başlamış bir çocuk anlatabilir; sonra şikayet etmeyi öğrenir.
         Uğultu atmosferde yok olmaz. Bu yüzdendir ki körler için bulunmaz bir cennettir. Uğultu körlere şehrin en izbe köşelerinden canlı caddelere kadar eşlik eder. El ele tutuşmak haramdır biraz da bu yüzden kimse gürültüden şikayet etmez.
         Sigaranın filtresiz içildiği nargilenin kucakta taşındığı bir memleket. Ayak seslerinin akabinde sahipsiz sokaklar vardır. Bu dünyaya kazık çakmayacağını bilen halkın yüzde 40’i bu sokak aralarında çadırda yaşar. Cümbür cemaat. 2 adım sonra ana cadde. Bir yanda Osmanlı çesmesi yanında Fransız balkonu karşısında Arap camii ama hepsi perişan. Restorasyon kelimesi Fransızcadan gelir. İşçinin alin terinin de Fransızca tercümesi yoktur. Ülkedeki tek su kaynağının ter olması işçiyi alıkoyar çalışmaktan.
Adını gömmeye gelmiş adamlar gözlerine bakamadığım kadınlar neredeyse gözlük camlarınızı temizlemeye talip çocuklar bu şehrin daimi misafirlerdir.
         Karşı komşum bir iş seyahati için Kahire’ye gider. Bana ilk nasihati “arabadan inme” olmuştu. İner inmez daha dün yıkadığım kotum ve yeni spor ayakkabılarıma çöl bulaştı. Kupkuru nefesiyle piramitleri ayakta tutan, müslümanları nötralize eden ama verimine şükredemediğimiz sapsarı bir serap bulaştı. O anda sepyanın siyah-beyazdan daha güzel bir filtre olduğunu fark ettim.
         Her soluk alışımda kum dolar nefesime. Rüzgarlı günlerde taş çiğnerim. Tırnaklarım kararır. Saçlarım solar. Sıcak su da yoksa otelde öylece kalırım temiz çarşafların üzerinde. İşte bir de varlık yokluk dertleri!
         Bu acımasız topraklarda yaşayanların çizgileri belli olur daha otuzunda. Dişleri sararır. Biraz tütün biraz haşiş biraz kuraklık. İç güzellik orada kalmaya mahkumdur. Çünkü gözler çölleri gördükçe aklını yitirir.
         Dedenin sözleri burada geçmedi. İngilizin de Fransızın da. O akı sararmış kuma bulanmış adam belki tembelliğinden belki asiliğinden benliğini kaybetmedi. Lakin sen yolunu kaybettin. Simdi sırf iki ateş arasında yaş kalabildiğin için orta doğuya ahkam kesiyorsun. Sırf Avrupa kıtasına onlardan daha yakın olduğundan, yayaya yol verdiğinden, iki Cemal Süreya şiiri ezberlediğinden ve dubstepin ne olduğunu tahmin edebildiğinden asırlar üstü görüyorsun kendini. Görme. Evinin tavan arasında sakladığın maneviyatın tozlandı. Tarihin paslandı. İri siyah gözlerini aç ama dikkat et .Kum kaçacak gözlerine. Lakin sev isterim. Sadece sev. Çünkü o da senin kadar çekmiştir tek adamdan, adaletsizlikten, kadın cinayetinden nefret söyleminden. Kadınsan daha da çok sev. Bir kadının sevgisi büyütür hayalini kurduğun dünyanın sakinlerini. Dilini bilmen gerekmez. Gözlerine bak. Göreceksin, gözlerinin ak kalmasının tek sebebi senin üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede yaşamandır.
                                                                                             Sıdal Ergüder





Konuk
Latest posts by Konuk (see all)
Sosyal Medyada Paylaş
Konuk

Konuk

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

View all posts by Konuk →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: