Bayrampaşalı Kemal – Ömer Bilgiç

William Mercer
           1978 yılında Bayrampaşa’da bir mahallede, Baba Rıfat Kıraathanesi’nin önünde mahalle maçına gitmek üzere davullar, zurnalar, pankartlar hazırlanmış ve amigolar talitmatlarını yavaştan vermeye başlamıştı. Giderek artan kalabalık bir kişinin yokluğunu daha da belirginleştiriyor, O’nu izleyebilmek için okuldan kaçan kız öğrenciler yerinde duramıyordu. Ancak bir kız vardı ki içlerinde, Elif; 1.75 boyunda, öğretmen kızı, gözlerini bir saniye olsun O’nun geleceği köşeden ayırmıyordu. Mahallenin çocukları az sonra kalabalığa doğru koşarak: “Kemal abii geliyooor, Kemal abi geliyoooorr” diye bağırdı.
             Kemal, 1.85 boyunda, 19 yaşında, gür saçlı bir marangoz çırağıydı. Kemal’i semtin pazarcısından muhtarına, kocakarısından kabadayısına herkes sever, sayardı. Nerede bir haksızlık görse el atar bir kez olsa kafasını çevirmezdi. Kalabalığın gözleri ışıldadı, İspanyol paça, Kemal’e yakıştığı kadar beyaz güvercinlere bile yakışmıyordu. Kızlar, Kemal’in gömleğinin uzun yakaları arasındaki açık bağrıyla kavruluyordu. Kemal’in gözü Elif’i aradı, buldu da. Elif’i her görüşünde aşık oluyordu ve kavuşamadıklarını görüyordu, kavuşamadığı gözleri, elleri, saçları, dudakları, kirpikleri görüyordu. Öğretmen kızının marangoz çırağıyla ne işi olurmuş hem kızları daha 17 yaşındaymış mış mış mış. Başını öne eğdi ve hızlı adımlarla kalabalığın içinden geçerek kahvehanenin içine girdi. Baba Rıfat’ın elini öptü, “Hadi baba, alalım şu maçı”, dedi. Ayak ayak üstüne atan ön libero Bok Ferit; “Assolistimiz de geldi” dedi. Kemal, kafasını Bok Ferit’e çevirip, Baba’nın yanında saygıdan yana kusur etmek istemeyen bir tavırla; “Lan Bok Ferit, bir şikayetin varsa delikanlı gibi söyle” dedi. Bok Ferit; “Her maçta seni mi bekleyeceğiz lan biz” diye çıkıştı. Kemal tam Bok Ferit’e çullanacakken Baba Rıfat araya girdi, Bok Ferit’e dışarı çıkması anlamına gelen bir işaret yaptı. Bok Ferit üfleye püfleye dışarı çıktı, sigarasını yakarken Elif’i gördü. Yanına gidip selam verdi. Elif’e neden üzgün olduğunu sordu. Elif de artık kendi ailesinin Kemal’e söyledikleri yüzünden, Kemal’in  gurur yaptığını anlattı. Bok Ferit düşünceli bir tavırdan sonra kafasına parlak bir fikir gelmiş gibi konuşmaya başladı:
“O zaman şöyle yapalım, sen bir mektup yaz ama sen verirsen almayabilir gururundan, ben vereyim hatta şimdi yaz, maçtan önce bana ver ben teslim ederim” dedi. Elif, Bok Ferit’e bu fikirden kuşku duymadan teşekkür edip, bu iyiliğini asla unutmayacağını söyledi. Biraz sonra takım kahvehaneden çıktı ve kalabalık coşkuyla alkışladı. Bok Ferit de takım otobüsüne doğru giderken, kimsenin hangi mevkide oynadığını hatırlamadığı yedek olan Piç Ahmet’ in koluna girip kulağına bir şeyler fısıldamaya başladı. Davullar, zurnalar çalmaya başladı. Mahalleli kamyonların arkasına, minibüslere doluşup takım minibüsünün peşine takıldı.
            Takım minibüsünün arkasında, oyuncular formalarını giyiyordu, Piç Ahmet, Kemal’e sokulup önemli bir şey konuşmak istediğini söyledi. Kemal ile Piç Ahmet ortamdan yeterince uzaklaştılar. Piç Ahmet, Kemal’e ; “Kemal, benden duymuş olma ama bu Bok Ferit, senin Elif’i sikiyormuş” , dedi. Bu cümleyi noktalamasıyla, Kemal’in Piç Ahmet’in burnuna kafayı indirmesi bir oldu. Kemal, Piç Ahmet’i yerden kaldırıp yakasına yapıştı; “Ne diyorsun lan sen it, sen eceline mi susadın ?” ,dedi. Piç Ahmet korku ve telaşla ;
    “Kemal, tüm mahallenin dilinde, biz ne olup bittiğini bil diye söylüyoruz, senin iyiliğin için. Eğer inanmıyorsan git kendi gözünle gör, maçtan önce görüşeceklermiş, Ferit dedi”, dedi. Kemal’in eli ayağı birbirine dolaştı. Elif’e olan tutkusu, kaybetme duygusunun yanında bir bezelye tanesi kalırdı.
    Yeşil beyaz, 10 numaralı formasıyla sahaya çıktı. Tribün: “Kemal buraya, Kemal buraya”, diye bağırıyordu. Kemal’in niyeti de oraya gitmekti zaten. Elif’i, Bok Ferit’e mektup verirken gördü. Koşarak bir uçan tekme indirdi Bok Ferit’e. Yerdeki Bok Ferit’i durmadan tekmeliyordu ve kimse ayırmaya cesaret edemiyordu. Çığlık atan Elif’e bir kurt gibi dikip gözlerini, suratını vahşileştirdi. Elif’in suratına olanca kuvvetiyle bir tokat indirdi. Elif yere yığıldı ve büyük bir patlama sesi duyuldu. Herkes sesin geldiği yöne baktı ve kaçmaya fırsat olmadan, tribünde büyük bir patlama daha oldu. Kollar, kafalar havada uçuşuyordu. Bir tek kişi bile ayakta kalamamıştı. Ya Allah Bismillah Allahu Ekber, nidaları duyuluyordu. Silah sesleri başlamıştı ki Kemal, yerde yatarken mektubu gördü. Titreyen elleriyle mektubu eline aldı ve okumasıyla donuk yüzünden yaşların düşmesi bir oldu;
“Kemal’ im, çok düşündüm lakin öz yazacağım. Yarın okul çıkışında al beni, götür. Gelmeyelim bir daha buralara, ölüm bile ayıramayacak bizi bundan sonra.”

                                                                                                     Ömer Bilgiç



Konuk
Konuk

Konuk

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir