Her Yönden Basit Bir O Kadar Gerekli Cinayet Hikayesi – Kaan Beyoğlu


“Boşuna gökyüzüne bakıp durma, harcayabileceğin bir yıldız kalmadı artık, yağmur geliyor.” Başını eğip masaya bakıyor: “Haklısın. Yine de iğnelemenden hoşlanmadım.” Boynunu ovuşturup iki yanından çıtlatıyor. Ayağa kalkıp masada duran tabancayı alıyor. Havaya kaldırıyor. Ateş edeceğini zannediyorum. Ağzıyla “bam” diye bağırıyor. Sonra silahın emniyetini kontrol edip çantasına atıyor. Sessizliğim onu açıklama yapmaya zorluyor: “Racon böyle. Bir şekilde patlaması gerekiyordu”
Arabaya binip evine doğru, yola koyuluyoruz. Vitesi dörde attığımda “Bir şekilde bunu da atlattık” diyor. Vitesi küçültüp motorun kulaklarımızda uğuldamasını sağlıyorum. Düşündüğüm gibi, yalnızca sessizlikte konuşma ihtiyacı hissediyor. Devir arttıkça, gevşeyip rahatlıyor. Ağzı yayvanlaşıyor.
“Şarkı dinlemek istiyorum” diyor. “Radyoyu kırmamalıydın” diye cevaplıyorum. Motor sesinin çekiciliğini yitirdiğine kanaat getirerek ve arabanın hararet yapmasından korkarak vitesi tekrar dörde atıyorum. Uzun, ısrarlı ve ıstıraplı bir yolculuğu haber verircesine sert ve kısa: “Sen söyle o zaman” diyor. “İkimiz de sesimden nefret ederiz, sen söyle” diye geçiştiriyor ve içimden; daha fazla uzatmaması için yalvarıyorum. “Kendi sesimle kendi sesimi nasıl duyabilirim. Dinlemek istiyorum.”
Çantasından silahı çıkartıp kurcalamaya başlıyor. Onunla beynimi dağıtmadığı için şanslı olduğumu söylüyor. Silahı başıma dayıyor. Sabrımı zorladığını söylüyorum. “Üç yıldır zorluyorum ne sik değişti ki? Sendeki Sabır dediğin çukurun ucu bucağı yok. İçine her şeyi sığdırabilirsin sayın mezhebi geniş bilge!”
Ertesi gün onu öldürüyorum. Sırf yapabileceğimi göstermek için. Ne yazık ki yüzünde pişmanlık ve şaşkınlık ifadelerini göremeyecek kadar hızlı davranıyorum. Bu biraz canımı sıkıyor. Cesedin ayaklarına ve boynuna iri taşlar bağlıyor, onu, sabah ezanına doğru Garipçe Mezarlığı’nın yanından denize atıyorum. Ailesi kaybolduğunu fark ettiği anda polise benim ismimi vermezse; yakalanmadan evvel birkaç günüm daha olduğunu düşünüyor, iki şişe viski alıp eve dönüyorum.
 İki gün boyunca onunla beraber denize düşen telefonunu belirli aralıklarla arıyor, meraklı mesajlar bırakıyorum. Polis kapımı, öğlen çalıyor. Ben sabahtan alarmımı kurup kalkıyor, ailesini arayıp ona ulaşamadığımı, merak ettiğimi söylüyorum. Hıçkırıklarının arasından kayıp olduğunu bildiren annesi dünden beri beni aradıklarını, ulaşamadıklarını, yanımdadır diye fazla telaş etmediklerini, dayanamayıp sabaha karşı polise haber verdiklerini söylüyor. Numaramı iki hafta evvel değiştirdiğim şeklinde, önemsiz gözükse de hayati olan ayrıntıyı verdikten sonra, beraber ağlamaya başlıyoruz. Yarım dakika içinde ailenin güvenini kazanıyorum.
Polisler merkeze gelmem konusunda ısrar ediyor. Ailenin yanına gitmem gerektiğini, herkes gibi, hiçbir şey bilmediğimi söylüyorum. Haftalardır tartışmadık bile, diyorum. Bir şey öğrenirsem, onlara ulaşabilmem için, sigara paketimin üstüne iki numara yazıyorlar.
Onları yolculadıktan sonra salona yayılıp evdeki tüm esrarı sarıyorum. Numaraların yazılı olduğu paketi parçalıyor, hazırladığım altı sigaraya altı güzel zıvana yapıyorum. Gün boyu içip, uyuyor ve dışarıdan yemek sipariş ediyorum.
Akşam haberlerini izliyorum. Sunucu, az evvel cesedi bulan balıkçılarla telefon görüşmesi yapıp hiddetleniyor. Fazlasıyla ayrıntı veriyor balıkçılar, sunucu konuşmayı birkaç nedenden ötürü kısa kesmek zorunda kalıyor. “İşte böyle sayın seyirciler. İnanın, inanılacak gibi değil” şeklinde Rehavari saçma sapan bir laf ediyor. Sonra İkimizin fotoğrafı beliriyor ekranda. Benim yüzüm buğulanmış. Gülümseyişi içten görünüyor. Onlarca mutsuz anının arasından bunu bulup çıkartan gazeteciyi tebrik ediyorum. İçinde medya geçen her şey gibi; sosyal medyanın da koca bir yalandan ibaret olduğunu düşünüyorum. Televizyonun sesini kısıp; birkaç dakika kadar, sunucunun dekoltesini izliyorum. Sonra kalan son yarım şişe viskiyi de devirip uyuyakalıyorum.
Sabaha karşı, olayı, daha fazla büyümeden sevgili cinayeti olarak kapatmak isteyen cinayet masası evimi basıyor. Hala sarhoşum ve ağız kokumdan iğrenen muhafazakar bir polis memuru tarafından arabaya tıkıştırırken boşluğum yumruklanıyor.
Saat on bire kadar boş bir odada bekliyor, yarım kalan uykumu masa başında, rahatsız bir iskemlenin üstünde tamamlıyorum. Sivil giyimli komiser gelip arabamda parmak izlerine rastlandığını söylüyor. Aptallıklarına hiddetlenip “Tabii ki parmak izi olacak, iki yıldır birlikteyiz” diye bağırıyorum. Geçmiş zaman kullanmamam, ölümünü hala kabullenemediğimi düşünmesini sağlıyor. Sakinleşmemi söyleyip özür diliyor. Bir bardak su istiyorum. Sırf sormuş olmak için, telefon numaramı neden değiştirdiğimi soruyor. Nedeninin, geçen ay düğününe çağırmak için arayan eski sevgilim olduğunu söylüyorum: “Duyunca çok kıskandı. İçi rahat etsin diye numaramı değiştirdim” Ona ulaşamadığım süre boyunca ailesini neden aramadığımı soruyor. Ailesiyle pek de yakın olmadığım için onları rahatsız etmeye çekindiğimi söylüyorum. Cevaptan tatmin olmadığını tahmin ederek, bazen durup dururken bir şeylere sinirlenip bana küstüğünü ekliyorum. Aralara serpiştirilen küçük doğrular yalanı inandırıcı kılıyor. Karşımdaki akılla böyle kolay oynayabiliyor oluşum keyfimi yerine getiriyor. Suçüstü yakalayamadığı tüm cinayetleri, kayıtlara faili meçhul olarak geçirdiğini tahmin ediyor, gülümsememek için alt dudağımı ısırıyorum. Ağlamak üzere olduğumu sanıyor. Elini omzuma koyup “Katili bulacağız. Yardım etmen lazım. En son kimle buluştuğunu bulmamız gerek” diyor. “Bildiğim kadarıyla benle buluştu. Onu evine bıraktım. Her zamanki gibi apartmana girene kadar bekledim. Gece de iyi geceler mesajı attı. Uyumuştum cevap veremedim.” diye sızlanıyorum. Sarıyer’de veya yakınlarında oturan bir arkadaşı olup olmadığını soruyor. Katili kendisi kadar aptal zannettiğini fark edip, bildiklerimin isimlerini söylüyorum. Dört kişinin adını özenle not alıyor. Telefon kayıtlarından bir şey çıkıp çıkmadığını soruyorum. İncelemeye ve sorgulamaya devam ettiklerini ama henüz bir şey bulamadıklarını söylüyor, masanın öbür yanındaki tabureyi yanıma çekip oturuyor, günlerdir uyuyamadığını söylüyor. Gitgide duygusallaşmasını keyifle izliyorum. Aramızdaki samimiyet arttıkça bana evliliğinden ya da şube müdüründen dert yanacağını zannediyorum. Neyse ki o kadar öküz değil ve durması gerektiği yeri biliyor.
Seni bırakması için bir ekip ayarlayalım, diyor, yürümek istediğimi söyleyip sıkıntıyla ayağa kalkıyor ve uyuşmuş bedenimi esnetiyorum. Tuvalete gitmem gerektiğini söylüyorum, kapıya kadar eşlik edip, tarif ediyor.
Günün ilk çişini tüm ihtişamıyla yapıyorum. Sikimin ucundaki delik canımı acıtacak derecede genişliyor. Komisere her şeyi anlatmayı düşünüyorum. Son buluşmamızda ona verdiğim kitabın arasına koyduğum mektuptan bahsetmek istiyorum: Sevgilim retroya olan karşılıklı takıntımızdan dolayı sana bu mektubu yazıyorum. Benimle Çarşamba akşamı beşte Aşiyan’da buluş. Baş başa kalabileceğimiz bir “ambar” bulalım. Samanlık seyranlık olsun. Kimseye bahsetme, söz olur. Gizli gizli çözelim aramızdaki tüm sorunları. Gizli gizli sevişelim arabayı kimsesiz bir sokağa çekip. Tüm camları buğu tutana kadar hızlansın nefeslerimiz. Sonra seni, seninle tamamlanacak bir yere götüreceğim. Vian’ın çok güzel bir şiirini öğrendim, onu okuyacağım. Eğer teklifimi kabul etme nezaketini gösterir, gelirsen; bu kağıdı da getir, karşılığında sana ikimizin de daima hatırlayacağı bir şey vereceğim. Unutma, her şey çok gizli olmak zorunda; oyun, bozulmamalı. Seni seviyorum.
Belki onun yüzünde görmeyi bekleyip de göremediğim pişmanlık ve şaşkınlık duygusunu komiserin yüzünde görebilirim, diye düşünüyorum: “Evet, mutlaka görürüm” Sonra, koskoca cinayetten, tereyağından kıl çeker gibi kurtulmuş olmamın bunun gibi ufak hazları bekletebileceğim bir sebep olduğunu düşünüyorum: “Keyfini çıkarmalıyım” “Bir dahaki sefere” diyorum: “Yavaş olacağım, arzuladığım tüm ifadeleri, doya doya seyredebilecek kadar yavaş”

                                                                                           Kaan Beyoğlu

Konuk
Konuk

Konuk

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir