
Yüksek kesimin memur reisleri, ticareti tröstü altına almış önemli ortak ve patronlar, pek çok farklı ülkenin soyluları, feodal toprak zenginleri, adaleti çıkar uğruna satmış ikiyüzlü yargıçlar, gençliğini doyasıya yaşamış zengin kokonalar ve dullar, sanatçılar, önemli tiyatrocular ve dahası… Hepsi kralın verdiği davete icabet etmiş, şampanyalarını yudumluyorlardı. Maskeli balo çoktan başlamış, her yeri aydınlatan şamdanlar, tüm eğlencesiyle, klasik müziğin çınlattığı odayı şenlik havasına bürüyordu. Maskeler takılmış, kadınlar kavalyelerine uygun giyinerek adeta şıklık yarışına girmişlerdi. Birbirinden değerli som altın gerdanlıklar, pırlanta broş ve saç takıları.
Karalama yaparken içtiği yarım şişe baharatlı rom mu, yoksa tatlı sohbetini borçlu olduğu Armorica baronesinin kızı mı hoşnut olmasına neden oluyordu? Basit bir muammaydı kendisi için. Genç kızlar arasında uçarı olarak ün yapmış, müdavimi olduğu partilerin vazgeçilmez ismi haline gelmişti. Herkes kafasının içindekileri merak ederdi. Şu anda tek düşündü şey ise, meyveli şarabını yudumlamak ve baronesin kızının jüponunun altındakilerdi. Mutlulukla gülümseyen Adèle ‘’hakkınızda söylenenler doğru mu?’’ dedi.
‘’Hakkımda ne duyduğunuza bağlı leydim.’’
‘’Sizin uslanmaz bir çapkın ve zampara olduğunuzu söylüyorlar.’’
‘’Ben sadece kadınların mutlu olmayı hak ettiklerini düşünüyorum. Kimi zaman bu görev benden sakınmıyor. Sizin gibi güzel bir kadını mutlu etmek benim için paha biçilemez bir ayrıcalıktır. Eğer kadınların mutluluğuna umumiyetle önem veren bir kişi zampara olacaksa, evet ben tanınan en büyük zampara olmalıyım. ‘’
Sözlerini bitirmesiyle birlikte hafif öne eğilerek baronesin kızının eline narin bir öpücük kondurdu. Heyecandan kıpkırmızı olan Adèle masumca kıkırdadı. Eğilen Behar doğrulurken Cécile‘i gördü. Lady’i unutarak Cécile’e yönelme isteği duydu. Söylenilen kadar güzel var, diye düşündü. Hatta daha da güzel. Sarayın avlusuna açılan merdivenlerin üst kata bağdaş kurduğu korkuluklarına iki kolunu yana açarak tutunan Cécile, umursamaz bir edayla salonu süzüyordu. Cécile, oldukça mutsuz ve kederli görünüyordu. Behar samimi bir gülümsemeyle Lady Adéle’nin iznini istedi, sonra yerini genç ve girişimci yazar ve yakın arkadaşı olan Réne Chénier’nin almasına izin verdi. Réne Adéle’yi oyalarken, Behar merdivenleri arşınladıktan sonra üst kata ulaştı. Yarı, kendinden emin bir gülümsemeyle Cécile’i hazırlıksız yakalamak istedi.
’’Sizi sıkan korseniz mi, yoksa hegemonyanın hakim olduğu bu parti mi leydim?’’ dedi Behar. Cécile şakınlıkla irkildi.
‘’Küstahlığınızı mazur görecek kadar samimi olduğumuzu sanmıyorum. Lütfen beni yalnız bırakın.’’ dedi Cécile.
‘’Afedersiniz, ben Behar Tuzi, daha çok L’Albanais Behar diye bilinirim.’’
‘’Sizi duymuştum beyefendi. Şöhretiniz midemi bulandırmaktan başka bir şey yapmıyor. Kibriniz ve aşırılıklarınız ebleh bir insan olduğunuzu düşünmeme neden oluyor.’’
Behar, kaşlarını çatarak ve hararetle konuşan Cécile’ in öfkesiyle eğleniyordu. Ona bu denli karşı koyan kadın, daha çok ilgisini cezbetti.
‘’Lütfen, daha açık olun’’ dedi Behar.
Küstah davet Cécile’ in aklından geçenleri söylemesine neden oldu ve yakın zamanda okuduğu aforizmayı anımsadı. ‘’Umarsızca kalp kıran kelime cambazı, nobran kalp hırsızları, yaşamımızın en korkunç ve onulmaz hastalığına sahiptirler, sevememek. Tanrı adeta adalet çekicini alaz içindeki örsüne böylelerinin yüreklerini ezerek vurmuş ve cezalandırmıştır. Sözde aşk soytarıları ve sefil mahlukların pusulası kösnül düşünce, istikameti ise hiçliktir. Geride bıraktıkları harabe….
‘’ Cécile sözünü bitiremeden Behar, Jaques D’églantine! diyerek araya girdi.
‘’Sözünüzü kestiğim için beni mazur görün, tamamını sıkılmadan dinleyebileceğimi sanmıyorum. Jaques D’églantine burjuva içinde ve özellikle Lordlar kamarasında alay konusu. Kadın erkek eşitsizliği, köleliğe ve sosyal sınıfçılığa karşı olan reddiyeleri nedeniyle onun akılsız bir sürrealist olduğu söyleniyor. Kilise, sözlerinin bir kafirin sözleri, kendisinin şeytanın yardımcısı olduğunu söylüyor. Böylesine yenilikçi bir halk yazarının sizin belleğinize ulaşması beni şaşırttı.’’
‘’Halkı pek çoğunun aksine tüm arzumla kucaklıyorum’’
‘’Hiç difteri olmuş birini kucakladınız mı?’’
‘’Nereye varmaya çalışıyorsunuz?’’
‘’
Jaques D’églantine Aşk Seremonisi
Seni seviyorum, tek yalın gerçektir.
Evet, suçluyum, beni yanlış tanıdınız madam.
Bana sadece itiraz etmek yerine, kendi fikirlerimle karşı koydunuz.
Yalancıyım, size kendimi tanıtmadım. Yalandan nefret eden ben, gerçeği yalanla örseledim.
Sahip olduğum benliğimi, kendi yarattığım ucuz ve sahte bir kişilikle maskeledim.
Seraptan ibaret olan kişiliğime açtığınız savaş, beni size daha da yakınlaştırdı.
Cürümüm size güvenmemiş olmamdır. Safi dürüstlükle karşınıza çıkamadım. Hummalı bir hevesle gerçeği çarptırdım.
Sahte şöhretimin gölgesinde sarhoş olan ben, aşağılık oyununu sürdürdü.
Beni affedin aşkım, seni ancak böylesine rezil bir tiyatroyla tanıyabilirdim. Hoş sözlerle kendimi sevdirdim, kof oyunculuğumla ise uzaklaştırdım ve seni kaybettim.
Tüm bu boş oyunumun gayesi, ruhunuzun tahlilini ortaya çıkarmaktı, ortaya çıkan vücut bulmamış kişiliğiniz tahayyülümün ötesinde olmuştur. Muazzam
Sahip olamadığım ve benimle daima yaşayacak olan kadına.,
Bilal Dinsel