Nema – Walerian De Justine

          Elinde içine ortadan ikiye kırılmış jiletlerin sıkıştırılmadığı, kayışa sürülerek düzenli bir şekilde bilenmesi gereken tahta saplı eski tip bir ustura vardı. Hem kör hem paslıydı.   
        
          “Dünya cehennemdir.
          Cehennem dünyadır…”

dedi berber.
          “Doğmak, sırat köprüsünden sonraki aşamadır. İnsanların cehenneme geldikleri anlaşılmasın diye, seks ve hamilelik gibi zevk-üreme maskeli örtüler kurgulanmıştır. Maskeler, yoğun acı yüklü ve oksijen yüzdesi her an azalan mahkumiyetin başlangıcını perdeleyen şeffaf kumaşlardır. Kaynayan katranı, üzerine serilmiş beyaz bir tül ne kadar gizleyebilirse dölleme ve doğum sevinci de yaşam denilen yapışkan kara lekeyi o kadar saklayabilir.”
          
          -Karşımdaki sırları dökülmüş aynaya baktığımda boynundan aşağısını zar zor seçebiliyordum. Ne boğazıma dayanmış ilkel traş bıcağı, ne de berberden çok bir kasaba aitmiş gibi duran lekeli önlüğü beni ürkütüyordu.
          Doğurulurak adaletsizce cezalandırılan bireyler mutluluk arayışıyla tanıştırılarak infaz edilirler. Varlığını çok kısa dahi olsa sürdürememişin, hatırlanamayacak kadar eski ve belirsiz bir çağda buharlaşıp yok olmuşun pesine düşmek mutsuzluk getirir.
        
          Mutluluk, mutsuzluktur…
          Mutsuzluk… mutsuzluktur.
        
          –Burnumun ve üst dudağımın arasında kalan bölgeye gereğinden fazla bastırıyordu.
        
          Kendi yüzünü güldürmek isteyen herkesin bu tebessüme ulaşmak için çiğnedigi yol, bireyin önce ayaklarını kanatmakta, sonra dizlerini kilitlemektedir. İnsan bu sayede, belden yukarısını çırpınmak için kullanan, vücudunun altı ise tutmayan felçli bir kuklaya dönüşür. Bu noktada mahkumiyetlerinin – zindan hayatının çaresizliğinin farkına varanlar ya ağır bir boşvermişlik içine girer ya da içinde kıvrandıkları acının dozunu artırarak meydan okumayı tercih ederler.
        
          -Radyo açıktı ve telefon çalıyordu. Bir elini omzuma bastırdı öbürünü ahizenin üzerine koydu.. Öylece çalmasını dinledik… Açmadı..
       
          Öyle ya da böyle bir sonun varlığını ya da yokluğunu asla kanıtlayamayacak olan dünya forsaları, kürek çekmekten kaynaklanan kusturucu bir sıkılganlığın sonucunda başlarını bir an yukarı çevirir ve  bulutları izlemeye başlarlar. Zaman zaman beyaz bazen de kapkara kütlelerin sürekli yer değiştirdiğini gözlemlemek az da olsa soğuk su serper alev içindeki iç organlara.

        – Kanıyordum..
        Ya kanmamalıydım ya da kanamamalı…
        Oysa uçağını kendi isteğiyle düşüren her pilot, renklerin ahengine kapılmadan, beyazın da siyahın da içi boş dumansı kütleler olduğunu çoktan fark etmiştir.


          Sıhhatler olsun ..



Konuk
Latest posts by Konuk (see all)
Sosyal Medyada Paylaş
Konuk

Konuk

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

View all posts by Konuk →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: