Sevdik İşte: Gerçekler


Hikayeye en başından başlamak için tıklayın.

“Kahretsin! Kahretsin! Kahretsin!”

Uykumdan sarsılarak uyandım. Geceden kalmaydım. Bir buluşmam vardı yetişmem gereken. Tam tamına bir saat geç kalmıştım.

Apar topar kalktım. Koşarak Gamzenin yanına gittim. Beni görünce hiddetten çılgına dönmüştü.

“Bahadır! Neredesin sen, Allah aşkına neredesin?”

Başım önde cevap yok.

“Ya her şeyi anlarım da bir insan hayatını baştan aşağıya komple etkileyecek bir buluşmaya nasıl geç kalır anlayamıyorum ya. Anlayamıyorum!”

Gene bir cevap yok.

“Neden susuyorsun Bahadır! Konuşsana. Bakma öyle yüzüme. Konuş.”

Geçerli bir nedeniniz yoksa böyle anlar da susmak en iyisi. Yalan söylemeye gerek yok. Konuşmadım o yüzden.

“Bana bak Bahadır!”

Baktım. Gözlerinin içi kıpkırmızıydı Gamzenin.

“Ben ne haldeyim görüyor musun heh? Görüyor musun! Bu gözler var ya bu gözler, stresli bir senin sonucu. Sen ise bu bir sene boyunca stresli olmayı bırak normalinden bile rahattın ya. Normalinden bile rahat!”

Mırıldanarak,

“Yapım bu benim Gamzem,” diye cevap verebildim sonunda, “elimde değil.”

“Başlatma yapına Bahadır! Ne demek elimde değil ya. Ne demek elimde değil. Sürekli aynı şeyi tekrarlıyorsun. Bir sene boyunca da hep aynı şeyi tekrarladın. Bir kere de abartma ya! Abartma.”

“Abartmak değil ki…”

“Ya ne peki!”

“Doğal halim.”

“Bazen,” dedi, “bazen cidden doğal halin olup olmadığına şüpheleniyorum ha.”

“Nasıl yani?”

“Boş ver. Bunları konuşacak sıra değil şimdi. Gitmemiz lazım…”

Gittik. Bir on on beş dakika sonra Gamzenin hocasının yanına vardık. Gamzenin okuluydu. Kendisine ait bir odada bizi bekliyordu hoca. Kapıdan içeri girdiğimizi görünce ayağa kalktı.

“Hoş geldiniz çocuklar,” dedi, “sanki biraz geç kaldınız gibi.”

Gamze durumun izahını yaptıktan sonra masanın önünde bulunan karşılıklı koltuklara oturduk.

Gamzenin hocası masanın üzerinde ellerini birleştirdi. Kendinden emin bir tavır takındı. Ve anlatmaya başladı.

“Evet çocuklar… O kadar çaba sarf ettiniz. Emek harcadınız. Kalan bunların karşılığını alma vakti. Hiç endişelenmeyin. Size güzel bir tercih listesi hazırlayacağız.”

Doğrudur efendim. Üniversite tercih dönemi gelmişti. Biz de ne ara geldiğini anlayamamıştık.

“Çok teşekkür ederiz çok sağ olun hocam” dedi Gamze, “buna kuşkusuz yok.”

Yoktu da. Hem hal ve hareketleriyle hem de sözleriyle güven veriyordu Gamzenin hocası. Yalnızca bunlarla da değil. Gamzenin anlattığı kadarıyla baya baba bir hocaymış.

“Hocam,” dedim ben de, “anlattıklarınız konusunda bir şüphem yok ancak merak ettiğim şeyler var.”

“Tabii evladım,” dedi hoca, “aklına takılan her şeyi sorabilirsin, ben zaten bunun için buradayım.”

Bir yazar edasıyla anlattım.

“Şimdi hocam bana dahi sıkıcı gelen bu bir senede neler yaşandı irdelemeyeceğim. Ha merak ederseniz özetleyim. Bol bol ders çalışmaktan başka bir şey yapmadık. Ama aynısı ilköğretimde olmuş iken bu sene ilköğretimdekine nazaran düşük almamız hayretlere düşürüyor beni. Halbuki böyle olmaması gerekiyordu. Neden böyle oldu bilmiyorum. Gelmek istediğim nokta şu. Hangi bölümü tercih edeceğimiz konusu benim için önemli değil. Gamzenin olduğu bir şehir olsun yeter bana. Merak ettiğim. Aramızdaki iki puan fark işleri ne derece zorlaştırır, bilmek istiyorum.”

Gamze şaşkın şaşkın bakıyordu bana. Öyle bakması normaldi. Bir sene boyunca sürekli olarak ona aynı şeyi tekrarlamıştım. Sonuç ne olursa olsun senin olduğun yerde olacağım ben hep. Rahat olmam da bundandı aslında. Söylediklerime aşırı ölçüde inanıyordum. Gamze herhalde söylediklerim konusunda çelişkiye düştüğümü sanmıştı. Oysa çelişkiye düşmemiştim. Gelişen durumlar ışığında belli hesaplarımı evvelinden hazır bulunduracaktım duruma göre. Soruyu sormam bundandı.

“Doğru bir tercihle,” diye cevap verdi hoca, “işlerin sarpa saracağını sanmıyorum..”

“Yalnız kader faktörünü unutmamak gerekir çocuklar. Bir yerden sonrası tümüyle sizin şansınıza kalıyor. Bizim burada yapmaya çalıştığımız olabildiğince şansınızı arttırmak.”

“Anladım hocam,” dedim konunun daha da sünmemesi adına. Zira Gamze bakışları ile sersemletmişti beni.

Üç dört saatlik uğraşın nihayetinde tercih listemizi hazırladık. Sisteme tercihimizi girdik. Yani tercihimizi yaptık.

“Evet çocuklar..” dedi hoca kapının ağzından uğurluyordu bizi, “artık gerisi takdiri ilahi, umarım her şey gönlünüzce olur, yolunuz bahtınız açık olsun.”

“Eyvallah hocam,” dedik Gamzeyle aynı şekil. Sanırım bininci Eyvallahtı. Sarılıp ayrıldık hocanın yanından.

Gamzeye, okulun çıkışında, “sence iyi mi ettik,” diye sordum, “sonuçta kaderimizi başkasının eline bırakmış olduk.”

“Tabii ki de iyi ettik Bahadır,” dedi Gamze.

“Bir kere böyle durumlarda öğretmenlere güvenmek gerekir. Onlar her sene bir sürü gencin tercih listesini hazırlıyorlar. Onlardan başka kim daha iyi bir liste hazırlayabilir ki.”

“Haklısın,” dedim, coşkuyla ekledim, “onlara inançta sarsıntıya düşmemek lazım, öğretmenler bu ülkenin medarı.”

Güldü. Siniri gitmişti. Tercih olayını halletmemizden kafası rahattı. İki güne kadar.

İki gün sonra beni arayıp çabucak yanına gelmemi söyledi. Tahmin edileceği üzere uçtum hemen yanına.

Bir sağa bir sola adımı atıyor, iki adımda bir duraksıyordu Gamze.

“Bahadır.. Ya aynı yeri kazanamazsak? Ya yeniden farklı şehirlere düşersek?”

Durdurup kollarımın arasına aldım. Sıkıca sarıldım.

“Bu hayatta,” dedim, “her şey gerçekleşebilir fakat aynı hikayeye bir daha izin vermem.”

Bir şey söylemedi o an. Sadece bakışıyorduk. Bir kaç saniyenin ardından,

“Vermeyeceğiz,” dedi yutkunup, “senden ayrı bir şehirde bir daha yapamam sevgilim.”

Sarılmamızın şiddeti artmıştı. Yoğun bir duygu seli yaşanıyordu. Konuşmuyorduk ama bir birimizi anlayabiliyorduk…

Bir hafta sonra Gamzeyi daha da kendine gelebilmesi için memleketimize Seben’e götürdüm. Benim konser verdiğim stadın orada tribünlerde akşam buluştuk. Oturuyorduk. Stadın ortasını işaret parmağım ile gösterip,

“Burayı hatırlıyor musun?” diye sordum, “konserin kurulduğu sahneyi.”

“Hatırlamaz olur muyum,” diye iç geçirdi, gözlerini o gösterdiğim yerden ayırmıyordu, “kim unutabilir ki.”

“Unutmayacağına eminsin yani?” diye devam ettirdim.

“Evet! Neden ki.”

“İşte sen nasıl o günü unutmayacağından eminsen ben de seninle yan yana olacağımdan o kadar eminim. Sınavlarmış, başka şehirlermiş hepsi önemsiz. Ben, yaşadığım sürece senin yanında olacağım Gamzem.”

“Sadece korkuyorum Bahadır’ım.” dedi. Ama bu Bahadırımı tonlama biçimi, Bahadırım derken ki sessiz vuruş, o ahenk, gözlerindeki korkuya dair kıpırtılar her şeyi anlayabiliyordum o gün. Gamze, ciddi manasıyla korkuyordu. Onunla aynı yeri kazanamayacak olmak hayatının mihenk taşı gibi bir şeydi. O taş oradan alındığı zaman hayatı darmaduman olacaktı. Ne anlatabilirdim ki. Onunla her halükarda aynı yerde olacağımı bilmeme rağmen ne anlatabilirdim ki. Hayat bazen sizi kelimelerin kifayetsiz kaldığı anlara iter. Öyle bir an olduğunun çok iyi farkındaydım. Boş laf kalabalığına gerek yoktu. Mühim olan öyle bir tablo da benim laflarımı icraata dökmemdi. Gerisi, kelimlerin yetersiz olduğu, kelimelerin kalabalık etmekten başka bir şeye yaramamasıydı. İkimizde susmuştuk bu yüzden…

Suskunluğumuz sırasında stada bakarken konser verdiğim gün geldi aklıma. Belki de eskiye dair özlemler sarmıştı bedenimi. Kim bilir. Ama bir ara Gamzenin dalgın olduğunu fark ettim. Tam neyi düşünüyorsun diye soracaktım. Telefonum çaldı. Arayan Mert’ti.

“Efendim Dostum?”

“Sonuçlar açıklandı haberiniz var mı?”

“Ne?”

Hiç şüphesiz tepkimiz buydu. “Ne?”

“ÖSYM bu. Ne zaman ne yapacağı belli olmuyor.”

“Haklısın,” dedim, “ÖSYM bu!”

Gamze hemen cep telefonunu çıkarıp ÖSYM’nin sitesine girmeye çalıştı. Sitede yoğun bir akış olduğundan girmek zorlaştırıyordu. Ben de telefonda konuşmama devam ediyordum. Daha doğrusu Mert’in sorularına cevaplıyordum.

“Giremediniz mi hâlâ?”

“Giremedik.”

“İzmir’i yazmış mıydınız tercihinizde?”

“Hayır. Neden?”

“Yan yana olurduk. Hep birlikte…”

“Risksiz bir tercih olsun istedik Mert.”

Gamzenin çığlığı bir anda stadın her yerinde yankılandı. Hanımefendi kendi sonucuna bakmış çoktan, benim sonuca geçmiş. Şifremi bildiğinden ki çok basittir Gamzenin doğum günü artı ÖSYM standartları..

“Aynı yer Mert,” haykırıyordum telefonun ucundan dostuma, “aynı yer, aynı yer, aynı yer, aynı yer Mert!”

“Aynı yer ha!” dedi Mert.

“Aynen! Kütahya…”

“Hayırlısı olsun!”

“Eyvallah!”

Mert’i bir suskunluk kapladı. O da sevgilisi ile aynı yeri kazanmaya uğraşıyordu. Olmadığını anladım. Dostuma teselli vermek adına şairane,

“Üzülme dostum,” dedim, “bilemezsin, hayatın senden neyi alıp neyi verdiklerini, verdikleriyle mutlu olmaya çalış.”

Saçmaca bir teselliydi. Hoş. Kendim de olduğum da söylenemezdi ya.

“Üzülmüyorum ki dostum,” diye cevap verdi Mert, “seviniyorum ben, özellikle de sizin hikayenizin devamına şahit oldukça seviniyorum.”

Biz de seviniyorduk. Ve mutluluğumuzu sevdiklerimizle paylaşmak güzel bir histi. Ve yemin ederim, yemin ederim o akşam gökyüzünde ay ışığı, ilk defa o kadar belirgin gözüküyordu gözüme…

Yazar Hakkında

Gidecek bir yerim yoktu. Kitaplara sarıldım...

Yorum Yap

Yorumlar (1)

  1. Herhangi bir sosyal medyanız var mı? Arkadaşım seni tanıyor ve seninle konuşmak istiyor :)

Aklınızdan Ne Geçiyor?