1. Ana Sayfa
  2. Öykü
  3. Sevdik İşte – Taha Bostancı

Sevdik İşte – Taha Bostancı


Sevdik işte. Her kimseden farklı olmayacak şekilde. Bir bakışta. Bir gülüşte. Uykusuz gecelerde uyuduğuna şahitlik ederken. Şimdi bakın! Aşk anlatmayan ben, kalkıp size bunu anlatmaya çalışıyorsam bilin ki cidden sevdim. Öyle laf olsun torba dolsun diye konuşmuyorum. Şahsıma münhasır yirmi birinci yüz yılın en sağlam aşkını yaşadım. Zaten yoldan birini çevirin o da aynı konuşur. En sağlam aşkı ben yaşadım der. Peki. Öyle midir? Bence öyledir. Öncelikle şunu iyi kavramak lazım. Bu dünyada henüz yolu aşka uğramamış, bir ömür boyu da uğramayıp bu dünyadan göçüp giden insanlar var. O yüzden yolu aşka düşenler şanslı bilmukabele en sağlam aşkı yaşamıştır. Fakat bu saydıklarım gerçek bir aşk kavramı için geçerlidir. Günümüzdeki yapay, kısa mesafeli olanlar için değil. Ve ben, aşkı yaşadım. Belki sizinkinden bir tık farklısı. Göğse değil de damarlara oturan. Hayat boyu dolaşan. Dolaştıkça tüm bedenimi saran…

Hikayeme en başından başlayacağım. Klişe olsun diye değil. Çocuk olduğum için. O zamanlar on dört yaşımda toz dumana katan bir tiptim. Sınıfta ağlatmadığım yoktu, o hariç. Ona kıyamazdım. Top oynardık. Gelirdi bizi izlerdi. Bizim dönemde ünlü bir laf vardı. Erkek Fatma. Birileri top oynarken kızın biri gelip onları izliyorsa Erkek Fatma’ydı. Herkes ona öyle hitap ederdi. Ama kimse Gamze’ye böyle hitap edemedi. Yoksa ağlatırdım. Ağzını burnunu kırardım. Bu yüzden hiçbir maçımı kaçırmadı, bittiğinde yanıma geldi, güldük, sohbet ettik, havadan sudan konuştuk. Bir nevi şen şakrak olduk. Ben de bunlara mütevellit gaza geldim. Günlerden bir gün babamın cebinden on beş lira arakladım. O zamanlar çiçekler beş on liraydı. Bunun için değil birkaç yağlı boya için yaptım. Çiçekleri bir bahçeden çaldım. Akşam evininin önüne gittim. Yollarına yazı yazdım.

KAPTAN GAMZEYİ SEVİYOR

O zamanlar lakabım buydu. Beni herkes Kaptan diye tanırdı. Abimle benim bir denizci muhabbetimiz var. Fakat o, bu hikayenin meselesi değil. Günü geldiğinde ondan da bahsederim. Her neyse. Evinin zilini çaldım. Çiçekleri bırakıp kaçtım.

Ertesi sabah darmaduman uyandım. Eve polisler geldi. Kim nasıl anladı veyahut şikâyet etti hâlâ bilmem. Beni alıp götürdüler. Karakolda keten bıyıklı bir amcanın karşısına çıkartıp, bu böyle böyle yapmış dediler. O sıra altıma işedim. Güldüler. Ne gülüyorsunuz lan diye çıkıştım. Siz hiç sevmediniz mi? Biri enseme iki şaplak attı. Lan geri zekâlı dedi. Sevdik de gidip evinin önüne boyayla yazı yazmadık. Gülmeye devam ettiler. Çok sürmedi. Çocuğum diye saldılar. Çıkarken de kıçıma iki tekme vurdular. Bacaksız dediler. Aşk senin neyine. Tabii bunu bir daha aynı yere aynı yazıyı yazacağımı bilmeden yaptılar.

Tam on beş gün karakola girip çıktım. Ne yaptılarsa engel olamadılar. Onlar sildikçe ben yazdım. Her sabaha aynı yazıyı aynı yerde buldular. En son artık pes edip gülmeyi bıraktılar. Yapma lan bacaksız yeter dediler. Ceza kesmiyoruz. Bak. Git. Allah aşkına git. Gitmedim. Beni içeri alın dedim. Yeter ki o yazı silinmesin. Almadılar. Benim iyiliğimmiş vesaire saydılar. Ama bir yere kadar katlanabilirlermiş. Gönderdiler. Eve döndüğümde babamla boks maçı yaptık. Sıkılmış olacak ki bu sefer öncekilerden daha kısa sürdü. Ne halin varsa gör dedi. Gittim odama çekildim. Dört beş saat çıkmadım. Abim geldi. Büyüyeceksin dedi. Unutacaksın, güzel hatıra olarak kalacak. Öyle ya da böyle kimse onu sevdiğime inanmadı

Sonra olanlar oldu. O da inanmamış olsa gerek maçlarımı izlemeyi bıraktı. Bana dünyanın en pislik insanıymış gibi davrandı. Silgi istedim. Vermedi. Uç istedim. Vermedi. Halbuki çantasında çakılıydı. Anlayamadım. Bir de üstüne durduk yere kalemini gözüme soktu. İki hafta hastanede yattım. Bu durum beni çok üzdü. Çıktığım gibi evinin zilini çaldım. Ablası çıktı. Gamze yok dedi. Göndermeye çalıştı. İnat ettim. Gitmedim. Bekledikçe bekledim. Sabah, babasının tekmesi ile uyandım. Ki ilk tekme olarak kalmadı. O da bana pislik insanmışım gibi davrandı. Gamze’yi benden söküp aldı. Bulunduğumuz ilçeyi yani Seben’i terk ettiler. Bana da gelme sakın dediler. Gelme. Nereye gittiklerini bilmedim. Günlerce harap bir halde gezdim. Yemek yemedim. Su içmedim. Zira o aklımdayken yapamazdım. Kim bilir nerede, ne yapıyordu? Acaba başkalarının maçını izliyor muydu? Ama inşallah yanına yaklaşanın gözüne kalem sokuyordur. Ben bunları düşündüm. Tabii durum ve vaziyetimi gören ailem konuya el attı. Karşılarına aldılar. İki saat nutuk çektiler. Hayır güzel de yaptılar. Yargılamıyorum. Fakat ben, hep onu sevdim işte. Sadece onu. Hayliyle onu istedim. Bir türlü anlamadılar. İnanmamakta direttiler. Çare bulamayınca da psikoloğa gönderdiler.

Günlerce gittim. O da beni anlamadı. Aksine çakal herif anlıyormuş gibi yaptı. Ellerini birleştirdi. Dinliyormuş tavrını takındı. Sadece, anlıyorum dedi. Anlıyorum. Bir kere anlasaydı bana git o sevdiğini bul derdi. İçimdeki alevi görürdü, görmedi. Mesleğinde beceriksizin en önde gideniydi. Yoksa hepsi böyle midir? Bilmem. Sonuç olarak o da çare olmadı. Ben yine yemek yemedim. Su içmedim. Dümdüz yaşadım. En son artık ailem de bu durumu idrak etmiş olsa gerek, pes etti. Ve bana Gamze’nin nereye taşındığını söylediler. Akıl verdiler. Madem bu kadar seviyorsun dediler. Otur ders çalış, onun olduğu ili kazan, sevdiğine kavuş.

Ben de öyle yaptım. Bir yıl boyunca sınava hazırlandım. Tembel bir adamdım. Bu yüzden önce maçları bıraktım. Sonra milleti ağlatmadım. İnternet kafeye kaçmadım. Önüme koyulan çaylardan içmedim. Bisküvilerden yemedim. Gözümü kitaplardan ayırmadım ki sanırım bunu abartmış olabilirim. Ankara Atatürk Lisesini kazandım. İlk tercih de geldi. Ben de şaşırdım. Yalnız evhama da bindim. Gamze’yi nasıl bulacaktım diye düşündüm. Kocaman Ankara. Kim bilir neresine taşınmışlardı. Neyse dedim. Fazla irdelemedim. Bir hal çare bulunur elbet. Hele bir şu yazı atlatıp da yerleşelim.

Ama öyle olmadı işte. Ben o yazı atlatamadım. Çıkmaz sokaklarda voltalar attım. Akşam ezanlarından sonra eve girdim. Yeniden yemedim. İçmedim. Çünkü gerçekleri öğrendim. Meğerse hayatım bir yalandan ibaretmiş. Ailem bunu bana yapmış. Güya iyiliğim içinmiş. Gamze ve ailesi Ankara’ya değil de Sakarya’ya taşınmış. Ah. Ne trajik komik.

Ha. Bunca uğraş bunca çaba hiç mi yüzüm gülmedi? Güldü. Yaz tatili için geri döndüklerinde ilk defa sarıldı bana Gamze. Hiç unutmam. O an kalp atışlarını duydum. Bahadır dedi. İçten bir gülümseme ile. Cidden nereye kadar gidebileceksin? Peşine cevap verdim. Dur dedim. Daha yeni başlıyoruz.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Gidecek bir yerim yoktu. Kitaplara sarıldım...

Yorum Yap

Yorumlar (4)

  1. 2 ay önce

    Devamı yok mu?

  2. 1 ay önce

    Çok akıcı çok gerçekci bir hikaye tebrik ederim!

Aklınızdan Ne Geçiyor?