1. Ana Sayfa
  2. Konuk Yazar
  3. Dağlar Ölmüş – Onurcan Irmak

Dağlar Ölmüş – Onurcan Irmak


  Ece işaret parmağını sınıfın camından dışarıyı göstererek uzattı ve bu dağlar ölecekmiş, dedi. Devam etti. İnsanları yürürken sokakta gördüm. Ellerindeki pankartlarda yazıyordu. Kalabalık değillerdi fakat kimi hüzünlü kimi sinirliydi. Suyuna, toprağına sahip çık da yazıyordu. Otobüsle yanlarından geçtik sadece.  

 Dağlar ölecekmiş ha! Ben çalışkan biri değildim. Ece bilirdi, sınıfın en iyisiydi. Üzülmüştü. O ölecek diyorsa, ölecektir. Şimdi bizim evin karşısından da gözüken şu dağlar ölecek mi? Ben kışları her sabah kalkıp acaba kar yağar mı, diye bakıyordum. Çünkü bizim buralara kar düşmüyor, o dağlara düşüyor yalnız.  Ölürse kar yağar mı?  Hem dağ nasıl ölür ki! 

  Ece’nin arkadaşı Senem’in yüzünü göremedim. Nasıl tepki verdiyse artık. Zaten öğretmenimiz sınıfa girdi. Kitapları açtırdı. Ben dayanamadım parmağımı kaldırdım. Ece’nin canı sıkılmıştı. Ben de karları bir daha görüp göremeyeceğimi merak ediyordum. O sıra pencereden dışarıya baktım. Dağlar nasıl erimiş karları biz görmeden toprağına çeker, ben de öyle hissediyordum.   

  Ayşe Öğretmenim, beni her ne kadar azarlasa bile parmak kaldırdığımı görünce yüzünde bir tebessüm oluştu. Evet Onur, dedi. Buyur çocuğum. Ben ayağa yavaş yavaş kalktım. Gözümü Ece’ye çevirdim. Sarı dalgalı saçları da ne güzeldi. Öğretmene döndüm.  Öğretmenim dağlar ölecekmiş, dağlar ölürse karları görebilir miyim?

  Sınıfta derin bir sessizlik oldu. Öğretmenim dudaklarını büzdü. Ben acaba yanlış bir şey mi yaptım diye düşünürken, sonra ağzında küçük bir gülücük oldu. Sen dağların ölmesine üzülüyor musun? dedi.

   Evet, dedim. Sen ilk önce derslerine daha çok çalış, o dağlar da bakarsın ölmez. Herkesin yapması gereken şeyler var, dedi.  Yerime oturdum.

   Otururken Ece bana gülümsedi. Sanki dağlara kar yağmış gibiydi.

   Derslerime çalışırsam, Ece’nin bana gülümsemesiyle dağları bile ölümden kurtarabilirim gibi düşünüyordum.

   Hoş! Ece gülümsemesini benden eksik etmedi. Ben kafam kalın da olsa derslerime çalışmaya devam ettim.

   Çalışmam yavaş yavaş işlese de başarılı olmaya başlamıştım. Ece’yle tatlı tatlı konuşmalarımız sıklaştı. Annem bende ki avareliği hemen anladı. Ama bir şey demedi. Ne de olsa derslerimi iyi etkiliyordu.   

   Bir sene geçmişti. Zaman da ardından dağlara birtakım insanlarla, beyaz duman püskürten kötü evler getirdi. Öğretmenime soruları rahat rahat soruyordum. Parmak kaldırıp onlar ne diye, sordum. Cevap vermedi ya da vermek istemedi geçiştirdi. Kötü bir şeydi herhalde. Ben derslerime çalışıyordum nasıl olsa bir şey olmazdı.   

   Ece’nin elini ilk defa heyecanla, mavi boyaları çıkmış bankın üzerinde otururken tuttum. Ürkekçe olmuştu tutuşum. Elimi hemen geri çektim.  Ayrık ön dişleriyle güldü. Dişlerin ne kadar güzel, dedim. O beğenmiyordu, tel takmak istiyordu. Israr etmedim, ama içimden inşallah yaptırmaz, diyordum. Yakışıyordu.  

  Bizim evin önüne uzun uzun apartmanları dikmeleri ilkokulun sonlarına denk gelmişti. Artık istesem de kışları bakamıyordum dağların tepesine. 

  Beyaz duman püskürten kötü evler çoğaldı. Sınıfım değişmişti. Okulun bahçesine bakıyordu. Oradan da gözükmüyordu dağlar. Ara sıra servisten görme şansım oluyordu.

  Benim derslerim iyiydi. Ece’de yanımdaydı fakat dağlar ölüyordu. Öğretmenimin dediğine ne olmuştu? O dumanlar ölümlerinin işareteydi. Her yeri kaplamaya başlamışlardı. İlerde birileri, dağlar ölüyor yerine kesin dağlar ölmüş, diyecekti. Bu güzellikleri hiç görmeden söyleneceklerdi.




Onurcan Irmak




Görsel: www.fubiz.net/2019/05/15/the-beauty-of-the-casentino-forests/mb22/

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merdiven Altı İnsan Kaynakları Müdürlüğü Konuk Yazar Bürosu

Yorum Yap