Onu Hatırlıyorum – Onur Tuncay

1.

Onu hatırlıyorum.

Hastaneden çıkarken saçlarını kırmızı bir eşarpla bağlamıştı. Üstünde beyaz bir bluz altında ise modası çoktan geçmiş uçuk mavi bir kot pantolon vardı. Nisan ayının sıcak bir odasındaydık.
Arabaya bindiğinde gülümsüyordu. Sanki hiçbir şey olmamıştı ve sanki o henüz hiçbir şeyden vazgeçmemiş gibiydi. Tutunacak bir şeyler aradığını sezebiliyordum ancak bunu ona verebilecek kişi ben değildim. Bunun farkındaydım. Bilmek çoğu zaman azaptır.

Asfalta çıktım. Arabayı kullanırken göz ucuyla onu süzüyordum. Bu kaçıncı intihar girişimiydi hatırlayamıyordum. Sorsanız kendisi de doğru düzgün bir sayı veremezdi. Sürekli ölmeyi deniyor ama başaramıyordu. Başarmak istediği de söylenemezdi zaten. O yalnızca bu deneyime yakın olmaktan hoşlanıyordu. Bir şeylerin ucundan dönmek, bıçak sırtında gezinmek ona haz veriyordu. Sonuçta kim istemez hem mevta hem de gassal olmak?

[Bir defasında bana ölmekten korktuğundan söylemişti.]

2.

Onu hatırlıyorum.

Bir çınar ağacının dibinde uyuduğu gün onu uzun uzun seyretme şansı yakalamıştım. Kafası hafifçe sol omzunun üstüne düşmüş, ellerini ise karnında bağlamıştı. Çocukken gittiğim kiliselerdeki o kadın figürünü anımsatmıştı bana. Öyle duru.

[Anlattığım kadar berrak değildi. Onu abartmayı hep sevmişimdir.]

Suratına doğru eğildiğimde birden gözlerini açmıştı ve ikimiz de korkmuştuk. Ben yaptığım şeyden utanmıştım, o ise benim yaptığım şeyden rahatsız olmuştu. Gitmek istediğini söylemişti. Onu eve bırakmıştım erkenden. Yolda hiç konuşmamıştık. Oysa o gün onunla bir şeyler yaşayabileceğimizi umuyordum. Aslında ummamam gereken bir şeyler yani.

3.

Onu hatırlıyorum.

Casper denilen herifin birahanesinde otururken art arda içtiği biralara şaşkınlıkla baktığım o günü anımsıyorum. Kalabalık bir masada oturuyorduk. Bizi tanıştıran ortak arkadaşımız haddinden fazla sarhoş olmuştu. Onu evine taşımıştık. Sokaklarda haykırarak ağlayan bir kadını beraberce taşırken alkolünden verdiği ferahlıkla için için gülüyorduk. Sebebini bilmiyorum. Arkadaşımızı evine bıraktıktan sonra bana sahile gitmeyi önermişti. Kabul etmemiştim. Ne konuşacaktık ki? Anlatacak neyim vardı benim?

[Seneler sonra sol bacağımdaki yaraya ispirto döküp içindeki mermiyi çıkarmaya çalışırken bana bu saçma anıyı anlatacaktı. Onca acıya rağmen beni güldürmeyi başaracaktı. Bu arada Casper’a albino olduğu için böyle hitap ediliyordu.]

O gece ve sonraki gecelerde hep onu düşünmüştüm. Bacağındaki dallı güllü dövmenin nerede başladığını tahmin etmeye çalışmıştım. Dövmeyi öpmüştüm. Kaynağından.

4.

Onu hatırlıyorum.

Hapse gireceği kesinleşince bana mektup yazmıştı. Beklememi söylüyordu. Beni sevdiğini, benimle evlenmek için can attığını yazıyordu. Yaptığı şey yüzünden benden özür diliyordu. İlerleyen zamanlarda da bana birkaç mektup yazdı ama hiçbirinde o ilk mektuptaki kadar yalan söylemedi. Bunun için ona kızmıyorum. İyi ya da kötü ne olursa olsun, insan her başlangıçta kendine bir hikaye yaratmak ister.

Tam dokuz yıl yattı içeride onu bir kez bile ziyarete gitmedim. Bu süre zarfında onu beklemek gibi bir incelik de göstermedim. O benden böyle bir şey rica etti diye buna mecbur değildim.

[İçeri girdikten birkaç ay sonra görüş gününe gittiğimde onun hiçbir zaman içeri girmediğini öğrendim ancak bana yazdığı mektuplardaki hapishane öykülerine nedense hep inanmayı istedim.]

5.

Onu hatırlıyorum.

Babamın ona nasıl zulmettiği dün gibi aklımda. Babam onu adamların koynuna yollardı. Gitmeyi reddettiği zaman ise onu öldüresiye döverdi. Babamı da suçlamıyorum bir bakıma. Onun olayı buydu. Kadınları adamlara yollamakla mükellefti. Kendine böyle bir yol seçmişti. Sürekli birilerini döverdi ya da dayak yerdi. Ekseriyetle dayak yerdi gerçi ama o bu durumu sorun etmediğinden biz de umursamazdık. Herkesin kendi hayatı sonuçta.

[Onu bazen de ben döverdim. Babam emrettiği için. Onu döverken ağlardım ama yine de kayışla vücudunda morluklar yaratmaktan da geri durmazdım. Çünkü onu dövmeyi reddettiğim zamanlarda babamın beni döveceğini bilirdim.]

Babamı öldürdüğünde ona kızmadım. Zerre kızmadım hem de. Babamdı. Onun soyundan geliyordum ama bu babamın yaşamasını gerektirecek bir durum değildi. Ölmesi gereken insanlar gerektiği anda ölürler. Daha önce de söylediğim gibi, babamın olayı buydu. Hepimiz onun bir gün bir yerlerde geberip gideceğini biliyorduk. Sadece o günün gelmesini bekliyorduk. Fakat babamın ölümünün onun elinden gelmesi beni biraz germişti. Bunu da söylemeden geçemeyeceğim.

6.

Onu hatırlıyorum.

Ben boktan işleri bırakmışken kendi çapımda dandik bir hayat yaşarken kapımı çalmıştı. Islak saçlarından yayılan yanık yağ kokusunu uzun uzun içime çekmiştim.

[Bana bir lokantada çalıştığını söylemişti ama evlendiğini biliyordum. Saçlarından fışkıran yağ kokusu çocuklarına yaptığı patates kızartmasıyla ilişkiliydi.]

Hiçbir şey olmamış gibi onu içeri almıştım. Sanki yıllar sonra görüştüğüm lise arkadaşımmış gibi ağırlamıştım onu. O aralar bir mağazada güvenlik görevlisi olarak çalışıyordum. Silahım vardı. Benim lekeli yeşil kadifeyle kaplı koltuğumda uyuduğunda kafasına bir kurşun sıkmamak için kendimi zor tutmuştum. Hoş, bunu asla yapamayacağımı biliyordum ama bunu düşünmek bile beni mutlu etmeye yetmişti. İntikam vahşi bir hayvanın yaralarını yalamasından başka nedir ki?

7.

Onu hatırlıyorum.

Hapisten çıktığım gün beni kapıda bekliyordu. Fuşya bir elbise vardı üstünde. Ellerinde karanfillerden oluşan bir demet tutuyordu. Son gördüğüm haline nazaran daha yaşlıydı. Seneler ondan bazı şeyleri götürmüştü elbette. Yıllar kimseye acımaz zaten.

“Bana kızgın mısın?” dedi. “Hayır,” dedim. Gerçekten de kızgın değildim ona. On bir yıl yatmıştım cezaevinde ama yine de kızgın değildim. Babamı öldürdükten sonra suçu bana attığında, evime polislerle gelip gözünü bile kırpmadan işaret parmağını bana doğrulttuğunda bile ona kızgın değildim. Ne bekleyebilirdim ki ondan? Elbette kendisini bu işten sıyırmak isteyecekti. Benden başka kimi suçlayabilirdi? Cesedi birlikte gömdüğü adamı suçlamak mantıklıydı.

[Bana yönelttiği hiçbir suçlamayı reddetmedim. Kahraman olmak istediğim için falan değil. Arabesk bir şarkı da çalmadı kafamda. Dışarıda yapacak bir şeyim yoktu, hepsi buydu.]
Cezamı yatıp çıktıktan sonra beni yemeğe çıkartmıştı ve hiçbir şey olmamış gibi davranmıştı. Bana dünyadan bahsetmişti. Sineklerden, ısırgan otlarından, uçaklardan, adalardan, kişneyen atlardan, emsalsiz mücevherlerden, yemeklerden, vesaireden, vesaireden…

8.

Onu hatırlıyorum.

İlk kez intihara kalkıştığında yirmi yedi yaşındaydı. Saçları kumral, gözleri intikam çiçeği gibi kıpkırmızıydı. O gün de onu hastaneden almaya ben gitmiştim. Bir avuç hap içmiş ve hapların tesirini hissettiğinde ambulansı aramıştı. Onun ölümle ya da yaşamla bir alıp veremediğinin olmadığını, yalnızca bir yerde kendini aradığını o gün anlamıştım. Yaşayamadığından dem vurmuştu bana, sonra da ölmek istemediğinden bahsetmişti. Ağlayarak.

[Onu defalarca ölü hayal ettim. Tabutta yatarken, ben onu omuzlarımda taşırken, sonra kefenle mezara indirirken ve üzerine toprak atarken hayal ettim. Bir faydası olmadı. Bu hayali her kurduğumda onu biraz daha yaşatmak için çabaladım. Çoğu zaman ağladım.]

Bu intihar girişimleri düzensiz aralıklarla tekrarlandı. Tekrarlandıkça da beni aradı. Hiçbirinde beni kullandığını düşünmedim. Hastanede ağlayan çocuklarını teselli ettiğim gün bile.

9.

Onu hatırlıyorum.

Tanıştığımızda o yirmi iki yaşındaydı ben ise on altı. Sonra ne oldu ne bitti hatırlamıyorum ama bir şekilde onunla sonsuza dek birlikte olacağımızı hissettim ve bunda yanılmadım da. Asla birlikte olmadık doğru ama ayrılamadık da. Arşenin telleri inceldiği yerden koptuğunda bir güç bizi bir kez daha birleştirdi. Sanki kaderimiz onunla birlikte yazılmıştı ama ayrı çizgilerde ilerlemeye de mahkumduk. Kesişen paralel doğrular gibi.

10.

Onu hatırlıyorum.

Ambarlı’da oğlancı kamyoncunun arabasından güle oynaya indiği gün kolundan tutup hesap sormuştum. Sarhoştu. Hem de çok sarhoştu. Bacaklarından akan kanı fark edemeyecek kadar sarhoştu hem de. Yere çömüp ağlamıştım o gün. Kamyonların arasında. Bana bağırıp çağırmıştı. Kendisine hesap soramayacağımı söylemişti. Sormadım da. Ama o gün ona aşık olduğumu anladım. Çaresizdim. Üç bacaklı sokak köpekleri gibi.

[O gün onu çok dövdüm. Kamyon jantıyla. ]

Çıkıkçı Halil’e götürmüştüm onu sonra. Halil’in karısı sallana sallana Kur’an okurken kaşının üstüne birkaç dikiş atıldı. Biraz kafirun koklatıldı. Halil böyle saçma sapan şeyler yapardı ama yine de ona giderdik. Sonuçta hastaneye gitmek için bile temiz bir geçmiş lazım insana.

11.

Onu hatırlıyorum.

Ben hapisten çıktıktan sonra Beyoğlu’nda dandik bir pansiyonda buluşmuştuk. İğrenç şaraplar içtikten sonra öpüşmeye başlamıştık.

[Kör kütük sarhoş değildim fakat… Fakat…]

Pantolonumu çıkartmaya çalıştığında kendime gelmiştim. Nefes nefese kalmıştı. Memeleri gömleğinin dışındaydı. Ne olduğunu sormuştu bana. Utanmamıştım ondan. Bu durumun müsebbibi oydu sonuçta.

Ona altıma bez bağladığımı söylemiştim. Sebebini sormuştu. Pencereye gitmiştim. Ağladığımı ona göstermemek istiyordum. Sokağa bakmıştım. Birkaç huysuz torbacı suratları parşömenleri andıran müşterilerine bellerinde taşıdıkları kelebekleri göstermekle meşguldüler. Gümüşte patlayan sokak lambası gözlerimde yankılanmıştı.

[Hapisteyken vücuduma kare şeklinde bir viski şişesi sokulduğunu anlatmıştım ona. Bundan zerrece çekinmemiştim. Makat yırtılmasının sebep olduğu şeyleri anlatmıştım uzun uzun.]
Kısa süre sustuktan sonra memelerini gömleğinin içine aldı ve komodinin üstüne kustu. Birlikte temizledik kusmuğu.

12.

Onu hatırlıyorum.

Bir gün başardı.

[On ikinci kattan atladı.]

13.

Onu hatırlıyorum.

[Kusursuz ve evrensel.]

Tabutta bile güzeldi.

14.

Onu hatırlıyorum.

Mezarlıkta benimle konuşmuştu. Kanımda yüksek dozda uyuşturucu varken.

[Bana deliler gibi küfrediyordu. Ölmediğine dair deliller sunuyordu.]

15.

Onu hatırlıyorum.

[Sahi onu gerçekten hatırlıyor muyum?]

16.

Böyle bir olay hiçbir zaman yaşanmadı.

17.

[Onu gerçekten hatırlıyorum.]

 

 

Onur Tuncay

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir