TeReKe #3



Ave TeReKe, morituri te salutant!

Tarih, yazıyla başlar.

Eski çağlarda taşa toprağa şekiller çizildiğini biliriz, belgesellerde merakla izleriz de serüvenlerini çizgilere döktükleri bu kalıtları bize bırakanların, bunları neden yaptıklarını bilmeyiz pek. Hiç düşündünüz mü, neden kendilerinden bir iz bırakma ve bunları mağaraların derinliklerinde saklama gereği duydular?

Ben o çizgilerin, ilkellikle çağdaşlığı birbirinden ayıran çizgiler olduğuna inanırım. Ama söz ettiğim çağdaşlık, insanların basit bir zaman cetveli üzerindeki yerlerine göre değerlendirildiği bir tanım değil. Çağdaş insan ise gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun, içinde olduğu toplumdan ayrı, tek başına, kendi değeriyle bu sıfatı taşıyabilen insan benim tanımımca. Edilgen bir varoluş yetmez bu sıfatı taşımak için. Bilgi gerekir, fikir gerekir, emek gerekir. Çünkü çağının ve insanlık tarihindeki yerinin bilincinde olan çağdaş insan, varlığının ve bireysel tarihinin bu uzun zincirin bir halkası olduğunun ayrımındadır. İşte ben o kayaları çiziktiren çağdaş atalarımızın, varlıklarını ve anlamlarını keşfettiklerine, geleceğe kalma arzusundan çok insanlık mirasını geleceğe aktarma isteğiyle yaptıklarına inandım bunu.

Gelin biz de tam bu noktada eklemlenelim tarihe. Hiç çekinmeden söyleyelim: yazıyı biz bulduk! Biz yazdık her şeyi! Kireci kalem, taşı defter edip geleceğe uzandık. Çizgi çizgi biz genişlettik insanlık ufkunu. Duygularla, fikirlerle, düşlerle harmanladık sonra onu. Bir yaşama sığmadık. Taştık.

Uzak coğrafyalarda ölümsüzlüğü aradık. Karanlık gecede güneşi gördük. Karganın ağzından peyniri kaptık. Mumdan gemilerle ateş denizlerinde dolaştık. Uzay gemisinde ikinci kaptandan üç demli çay istedik. Yel değirmenleriyle çarpıştık. Puslu kıtalara yelken açtık. Kralın şarabına zehir kattık. Meydanlarda kitaplar yaktık. İsim verdik. Elma yedik. Aya taptık. Göğe baktık…

Ceviz ağacı olduk dallı budaklı. Dinleyen küçük bir adam, tek gözlü bir dev, kayıp bir denizci, siyahlar içinde bir fedai, diktatör bir domuz, şaşkın bir davalı, sarhoş bir serseri, meçhul bir asker, çıplak bir filozof, küçük bir prens, kara bir balık, tutunamayan bir adam olduk. Orta Dünya’da bir cüce olduk. Kızıl sakallı bir korsan, kasketi eğri bir köylü, ceketi yamalı bir öğretmen, kuzeyde bir lort, doğuda bir imparator, batıda bir kovboy, güneyde bir penguen olduk. Persona non grata olduk…

Yunan Mitolojisi nasıl doğdu bilir misiniz?

Anlatayım.

Atmalanos adlı gezgin bir tiyatrocu “Mitoloji” adlı bir oyun yazmış. Sütun kadar boyları, türlü türlü huyları olan tanrılar yaratmış Atmalanos. Sonra hayal gücü ne verdiyse döşemiş papirüse. Aşk, nefret, şiddet, kan, ihtiras, fitne, fücur, fesat… Yok yokmuş oyunda.

Sahnelendiği ilk andan itibaren büyük bir başarı yakalamış oyun. Ayakta alkışlanmış tüm performanslar. Alkışlamaktan elleri şişmiş seyircilerin. Oyunun sahnelendiği agoralarda insanlar birbirini ezmiş izleyebilmek için. Tiyatrolarda biletler günler öncesinden tükenmiş. Bilet gişelerinin önünde çadır kurmuş insanlar. Karaborsaya düşen biletler için birbirini bıçaklayıp gazetelerin üçüncü sayfasında yer bulanlar olmuş.

Atmalanos özel davetle gittiği Senato’da da oynamış oyununu, Olimpiyat oyunları açılışında da. Nemea’dan Katanya’ya, Salamis’ten Tegea’ya, Erzurum’dan Afyon’a dört bir yanda konuşulan oyunun ünü ülke sınırlarını aşmış. Şehir şehir dolaşıp magazin basınını peşinden sürükleyen Atmalanos’un yurt dışı turnelerinde gördüğü ilgi de inanılmazmış.

Yakaladığı muazzam başarı karşısında, “Sanata değer verilmiyor a dostlar!” diye yakınarak sanatını yokluk içinde sürdürmeye çalıştığı geçmişini unutan Atmalanos, paraya para dememiş. Perde aralarında esnafın, tüccarın tanıtımını yaparak reklam gelirleri bile almaya başlamış.

Yağmurlu bir akşam kentin sokaklarında elinde şarap testisiyle sallana sallana “En büyük tanrı benim ulan!” diye naralar atarak dolaşırken, üzerine yıldırım düşmesi sonucu yaşama veda etmiş.

Geçmiş rüzgârların toz ettiği mezar taşına şöyle bir dörtlük kazımışlar:

“Tiyatrodan parayı kaldırdın,
Ne diye tanrıyım diye bağırdın
Efendi gibi yaşasaydın hayatta
Patlamazdı yıldırımlar kıçında”

Büyük yankı yaratan bu olay, “Zeus’un İntikamı” başlığıyla gazetelerin manşetlerini süslemiş. Onun ölümüyle birlikte eski başarısını sürdürememiş oyun. Sahnelerden inmiş. Ama insanları öylesine etkilemiş ki, gel zaman git zaman, nesiller boyu anlatıla anlatıla önce bir inanışa sonra bir söylenceye dönüşmüş.

Böyle doğmuş mitoloji. Mitoloji denen şey, Atmalanos’un terekesi.

Tereke, miras demek. Diğer bir deyişle: Ölen bir kimsenin geriye bıraktığı mal, mülk. Hukuksal bir terim olarak kullanıldığında ölen kişinin aktifiyle pasifiyle mal varlığını tanımlar. Terekenin açılması demek, hukuki anlamda kişinin ölmesi demek.

Eski bir felsefi soru vardır: Eğer ormanda bir ağaç düşerse ve bunu hiç kimse duymazsa, bu gerçekleşmiş midir? Eğitim sistemimizin renksiz mantığına boyun eğip düştüğüne kesin hüküm vermek yerine, bu soruyu üzerinde düşünülmeye değer bulurum. Bununla da kalmam, bir soru da ben sorarım: Eğer ormanda (benzer olay burada geçiyor malum) bir şiir yazılırsa ve hiç kimse bu şiiri duymazsa, o şiir yazılmış mıdır?

Siz ne dersiniz bilmem ama bence bazı şeyler muhatabıyla anlam kazanır. Öpücük gibi. TeReKe gibi.

TeReKe’nin dileği dünyaya üç beş sayfa bırakmak. Kırılacak eşyaya saracak, baca deliğine tıkaç, tabloya korunak, şaire müsvedde, mutfak rafına serecek, sofraya bez, uçurtmaya kuyruk, çekirdeğe külah, pazarcıya şapka, ayakkabıya astar, camlara perde, mangala yelpaze, çocuklara gemi olabilirsek ne mutlu bize!

Tarih, yazıyla başlar.

Merhaba!

TeReKe

*

TeReKe #3 – İÇİNDEKİLER

Konforlu Bulutlar, Bedelsiz Özgürlükler (Uzakyakın Hikâyeleri) / Doğukan Sarıkaya ………………….1-2
Geçmişten Günümüze Kentsoylu İnsanlar ve Süleyman Seba (Deneme) / Kaya Hane ……….….……..2-3
Bu Eskiden Marangozlar… / Otel Bağdat (Şiir) / Osman Utku …………………………….………………………….4
Yüksek Bahçe (Öykü) / Alper Aşıkoğlu ………….………………………………………………..…………….…….……5-6
Kader Utansın (Öykü) / Alican Arıcan ……..……………………………………………………………………………..……7
Majezik 100 mg – Aralık (Şiir) / Yusef Demirkol …………………………………….…………..……….………….…….8
Seçilmiş Kişi ve Diğerleri (İnceleme) / Gökhan Ulumlu …………………………………..……..….……………..9-11
Santiago Düğünü ve Dünya’nın Sonu (Gezi) / Tuğçe İlban Derviş …………………………..………………11-12
Memelerinle Evlenmek İstiyorum (Şiir) / Aytaç Ars ………………………………..…………………………….……13
Tozlu Raflardaki Gölge: “Reşat Enis” (Biyografi / İnceleme) / Aydan Gündüz ……..…………….…….14-18
Ses (Öykü) / Alper Aşıkoğlu …………………………………………………………………………………………………19-21
Var Oğlu Var (Şiir) / Narhanımcık ……………………………………………………………….……………………………22
Sarhoş Kaçaklar – Aydınlık – Vahdet (Şiir) / İbrahim Kabahaliloğlu ……………………………………………23
Kaygılarınız Paha Biçilemez (Gezi / Deneme) / Doğa Can Yaman …………………………..………………24-25
Göreceğin Varmış (Felsefe) / Alican Arıcan ………………………………………………………………….……………26

İLETİŞİM VE YAZI GÖNDERMEK İÇİN:

terekefanzin.blogspot.com
terekefanzin@hotmail.com

Çıkış Tarihi: Kasım 2014
Ulaşım: terekefanzin@hotmail.com

Son bırakıldığı yerler
12 farklı mekana , 8 Kasım 2014 tarihinde. Tamamını Oku >

Fanzinin bugüne kadar bırakıldığı mekanlar



Merdiven Altı

Merdiven Altı

"Varlığımız Sırlarımızdan İbaret!"

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir