Başrolde Müzik

Sinema tarihinin sessiz filmler döneminde gösterilen filmlerin bir çok sahnesinde piyano ile eşlik edildiği bilinir.Sesli döneme geçişe ilk karşı çıkanlardan birisi Charli Chaplin olmuştur. Bir süre direnmesine rağmen, sesli filmler yapmaya başlamıştır. Sesli döneme geçişte ilk film ise ‘’Jazz Singer’’ olmuştur. Sesli döneme geçişin sinemacılar için en önemli anlatım öğesi diyalog olmuştur. Diğer bir taraftan ise efekt ve müzik kullanımı sinemayı başka bir boyuta çıkarmıştır. Sinemada müzik kullanımı yönetmenlerin kendine has üslubuna göre değişmektedir. Bu filmlerde ise tamamen müziğin başrol olduğunu görüyoruz. Müziğin başrol olduğu filmler…





ONCE

Dublin’de gitar çalan aynı zamanda şarkıcı ve söz yazarı olan İrlandalı bir adam, bir gün sokakta çalarken Çek bir kızla tanışır. Adamın maddi durumu pek iyi değildir ve babasının dükkanında ona yardım ederken bir yandan da sokaklarda çalarak para kazanmaya çalışmaktadır. Kız da eşiyle ayrıdır; gündüzleri çalışıp beraber yaşadığı annesine ve kızına bakmaktadır.

Hayali albüm çıkarmak olan adam müzik şirketlerine yollamak için demo hazırlamaya karar verince piyano çalan kızla birlikte çalışmaya başlar. Kız ve erkek onları bir araya getiren müzik sayesinde birbirlerini de tanıyacaklardır. Once, en iyi şarkı dalında Oscar kazandı.





 AUGUST RUSH


Film bir müzik mucizesini anlatıyor. Lyla Novacek ünlü ve güzel bir viyolonselist, Louis ise gitar çalıp bir klupte vokal yapan biridir. Bu iki insan birbirlerini tanıdıklarında müziğin de ritmine uyarak aşık olurlar birbirlerine. Ancak çok farklı hayatları vardır ve ayrılmak zorunda kalırlar. Ancak Lyla hamiledir. Bir gün bir kaza geçirir, bebek kurtulur ama babası, onu kızına söylemeden başkasına evlat edinmesi için verir. Tek korkusu kızının kariyerine engel olacak bir durum gelişmesidir. Aradan on bir yıl geçtikten sonra küçük Evan, esas ailesinin onu beklediğine inanır ve onları bulmak üzere New York’a gider. Orada kendinde var olan müzik yeteneği onu başarıya taşırken aynı zamanda da başına dertler açacaktır.




 AMADEUS

Dünya müzikal tarihine yön veren deha Mozart, gündelik yaşamında gerçek bir arıza karakter olarak yaşamdan bir hayli kopuk bir hayat tarzı sürdürmektedir. Yeteneğini dışa vurmak için ilginç bir yol seçen sanatçı tutarsız davranışlarda bulunmayı bir alışkanlık edinmiştir. Yaşamı ile müziği zıt kutuplarda ilerleyen Mozart, yeteneğini sergilemek için mantıksız hareketlerde bulunur. Adeta bir “tutunamayan” profili çizen Mozart, bu sağlıksız yaşamı yüzünden Antonio Salieri’yi endişelendirmektedir. Diğerine göre çok daha disiplinli ve müzik konusunda hırslı olan Antonio, müziğin tanrısı kadar başarılı olamamaktadır. Bu düşünceler zamanla farklı bir ilişki kurmalarına neden olur… Müzik konusunda yüce bir yeteneğe sahip olan Amadeus Mozart ile Antonio Salieri’nin ilişkisine odaklı bir başyapıt. Sanat ile sanatçının kişiliği arasındaki ilişkiye odaklanan ve usta müzisyenin yaşamını, Salieri üzerinden anlatan bir klasik.




İSTANBUL HATIRASI: KÖPRÜYÜ GEÇMEK

Alexander Hacke adındaki müzisyen kültür karmasının yansıdığı müzik türlerini anlamak ve şehirdeki ahenkli tınlamaları kaydetmek için, hiç Türkçe bilmediği halde, İstanbul’a gelir. Burada Selim Sesler’le tanışır. Aralarındaki diyolaglar müzik diliyle gelişmeye başlar. Ardından bir çok müzisyen ve şarkıcı onların bu serüvenine katılır ve ortaya İstanbul’un çok sesli korosu çıkar. Tarzların farklılığı ortak amaçlarının en birleştirici özelliği oluverir. Hedefleri, İstanbul’un şarkısını yapmaktır.
Orhan Gencebay’dan Mercan Dede’ye uzanan geniş yelpazesiyle, seyretmesi ve dinlenmesi keyifli bir belgesel…



SOUND OF NOİSE

Polis memuru Amadeus Warnebring, kariyerinin en zor vakasıyla, müzikal bir soruşturmayla karşı karşıyadır: şehri orkestra olarak kullanan ve müzikal bir kıyamet “çalan” altı eylemci davulcudan oluşan, ele avuca sığmaz bir çetedir karşısındaki… Bu vaka müzikten nefret eden kahramanımız için bir işkencedir; ancak son görevi kardeşinin konserini bu ses teröristlerinden kurtarmak olacaktır.

Müzikal komediye yeni bir anlam katan bu film, aşk, delilik ve gürültülü davullarla ilgili, kahkahalarla dolu, yaratıcı bir kentsel durum komedisi…



SİGUR ROS: HEİMA

2006’ın yazında, Sigur Rós, İzlanda’nın insanları için özgür, habersiz konserlerin bir dizisini oynaması için eve döndü. Onların şimdiden bu film dokümanları, yeni akustik performansların bant ve bir avuç dolusundan samimi yansımalarla efsanevi turdur.


BEGİN AGAİN

Hayallerini New York’ta gerçekleştirmek isteyen sevgilisinden ayrılmasıyla Gretta’nın iniş çıkışlarla dolu hayatı da değişir. Burada bir başına kalan Gretta, şans eseri tanıştığı bir yapımcı sayesinde kaderine meydan okuyacaktır…


İNSİDE LLEWYN DAVİS

Yer 1960’lı yılların Amerikası, New York. Manhattan’ın hareketli müzik piyasasında tutunmaya çalışan genç Llewyn Davis, hayatını müzikle kazanmak ve sanatını icra edebilmek için her yolu denemektedir. Halkın önünde saygın bir yere sahip olmak isteyen Davis, bir yandan da şehrin acımasız koşulları altında yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Fakat başını sokabileceği bir evi olmadan eski kız arkadaşı Jean Berkey’in kanepesiyle, kız kardeşinin kendisinden yakınmaları arasında gidip gelir. Dönemin önemli menajerlerinden Bud Grossman’a müziği, plağının bir kopyasını dinletmek tek hedefidir…


CRAZY HEART

Bir zamanların country müzik starı Bad Blake (Bridges) 57 yaşında alkolik bir şarkıcı/ sözyazarıdır. Amerika’nın güneybatısında küçük kasaba barlarını turlayarak gitar eşliğinde şarkı söyleyerek geçinmektedir. Kötü bitmiş birden fazla evliliği ve bir çok kadınla ilişkisi olmuştur, ancak şimdi yalnızdır. Barlarda çalmadığı zaman ya yollarda, ya da ucuz motellerde gecesini geçirmektedir. Günlerden bir gün Jean Craddock (Maggie Gyllenhaal) girer hayatına. İyi bir haber peşindeki genç gazeteci boşanmıştır ve 4 yaşındaki oğlunu kendi başına büyütmektedir. Birlikte vakit geçirdikçe, Jean Bad’in zırhının arkasındaki insanı görmeye başlar; Bad içinse Jean ve oğlu hayatın dizginlerini yeniden ele alması için bir fırsattır. Bad tekrar hayatına şekil vermeye çalışırken, bir zamanlar hocalık ettiği popüler ve başarılı şarkıcı Tommy Sweet ile olan profesyonel ilişkisi de yeniden tazelenir.


FRANK

Lenny Abrahamson’ın yönettiği ve Michael Fassbender, Maggie Gyllenhaal ve Scoot McNairy’nin başrolünde yer aldığı Frank, genç bir müzisyen olan Jon’un Frank’in liderliğindeki ilginç bir müzik grubuna katılmasından sonra yaşanan komik maceraları anlatıyor. Jon, kendi gözüyle, grupla yaşadıklarına tanıklık etmemizi sağlıyor.  Fassbender, grubun lideri (ve aynı zamanda filme adını veren) Frank olarak karşımıza çıkıyor. Bir müzik grubunun sahip olabileceği en ilginç figürlerden biri olan Frank grup içerisinde oluşturduğu enteresan kurallar bütününü, taktığı büyük maskesi ile tamamlıyor. Filmin hikayesi İngiliz punk grubu The Freshies’in üyelerinden ilham alıyor.


GADJO DİLO

Bir adam, bir kasette dinlediği parçayı seslendiren bir şarkıcıyı aramaktadır. Bu arayışı onu çok daha fazlasının keşfine sevk eder. Stephane, bu amaçla Romanya’ya doğru yola çıkar. Elindeki tek veri, kasedin üzerinde yazan ismidir. Nora Lurca. Bu kaset, kendisine babasından kalmıştır. Bu sebepten de manevi değeri büyüktür. Şarkıyı söyleyen bir çingenedir. Çingenelerin yaşlı şefi ona sahip çıkar. Onun sayesinde diğer çingeneler arasına girip onlarla kaynaşma imkanını bulur.

Köyün genç kızlarından Sabina, tutkulu karakteri ve duygusallığı ile Stephane’ın kalbini çalar. Stephane, belki de bir hayali ararken aslında, aşkı ve yepyeni cıvıl cıvıl bir yaşama şeklini keşfetmek üzeredir.

Merdiven Altı
Takip
Merdiven Altı

Merdiven Altı

"Varlığımız Sırlarımızdan İbaret!"

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir